Forum ana sayfa Tarih Tarihi Gizemler KAYIP UYGARLIK ''MU''

KAYIP UYGARLIK ''MU''

Tarihi gizemler hakkında genel bilgiler



Mesaj Pzr Haz 17, 2012 11:19 am

Mesajlar: 30
mu-uygarligi.jpg
mu-uygarligi.jpg (18.4 KiB) 4629 kere görüntülendi
mu-uyg.jpg
mu-uyg.jpg (46.83 KiB) 4629 kere görüntülendi
180339_188948614470750_100000668394125_498470_3536098_n.jpg
mu.jpg
[attac
17816-3-4-53ac4.jpg
17816-3-4-53ac4.jpg (22.09 KiB) 4629 kere görüntülendi
hment=1]29mn193.jpg[/attachment]
29mn193.jpg
mu.jpg
Beni eski uygarlıklar arasında en çok etkileyen ve ilgimi çeken MU uygarlığı olmuştur.
Hakkında gerek yerel gerekse yabancı kaynaklarda çok fazla söylenti var.
Ben çeşitli kaynaklardan bulduğum en mantıklı ve düşüncelerime en çok uyanlarını derledim.

Mu uygarlığı gibi, insanlık tarihi üzerinde etkili olmuş bir diğer batık kıta uygarlığı da, Atlantis uygarlığıdır. Atlantik okyanusun üzerinde olduğu iddia edilen ve varlığı, James Churchward'dan binlerce yıl önce Mısırlı rahipler tarafından, Yunanlı filozof Eflatun aracılığıyla insanlığa duyurulan Atlantis, kuşkusuz uygarlığın ilk beşiği değildi. Atlantis, Mu uygarlığının bir kolonisiydi ve zaman içinde bağımsızlığını kazanarak, bir imparatorluğa dönüştü. Peki, Mısırlı rahipler, durup dururken Eflatun'a bu sırrı niye verdi? Çünkü Eflatun da Mısır'da inisiye edilmişti ve kardeşleriydi (1).

Churchward Atlantis'in, Amerika ile Afrika arasında yer aldığını söylüyor. Diğer bazı araştırmacılar, bu batık kıtayı başka yerlerde arıyorlarsa da, kıtanın battığı okyanusun aynı adı taşıması, Atlantis'in Atlantik okyanusu üzerinde olduğu savlarını güçlendiriyor.
Eflatun Atlantis'i, Solon ve Kritias'ın ağızından anlatmıştır. Bu iki filozof arasındaki konuşmaya göre, Firavun Amosis döneminde (M.Ö. 570-525) Sais şehrini ziyaret eden Solon burada bir üstad rahip tarafından Atlantis hakkında bilgilendirilmiştir. Bu rahip Solon'a, eskiden Cebelitarık boğazı ötesinde çok büyük bir kıta olduğunu, Mısır'dan hareket eden bir kişinin denize ulaştığında, adadan adaya geçerek okyanusu aştığını ve karşı kıyıdaki bir diğer kıtaya ulaşabildiğini söylemiştir. Rahibin ifadesine göre bu kıta 9 bin yıl önce, (günümüzden 12 bin yıl önce) büyük bir tufan ve deprem neticesinde sulara gömülmüş ve kolonisi olan Mısır ile ilişkisi kesildiği için Mısır uygarlığı gerilemiştir (2).
Mısır'da 10 yıl kadar kalan Solon'un, yönetici rahiplerle yakın temasına rağmen onların kardeşlik örgütüne inisiye edilip edilmediği hakkında bilgi yoktur. Öte yandan, bir diğer Yunanlı, tarihçi Heredot da Mısır'ı ziyareti sırasında yine rahiplerle konuşmuş ve bu rahipler kendisine örgütlerinin 11 bin yıldan bu yana varlığını sürdürdüğünü söylemişlerdir.
İngiliz araştırmacı Churchward, Naacal tabletlerinde Atlantis'e önemli bir yer verildiğini ve önceleri Mu'nun kolonisi olarak uygarlaşan Atlant'lıların zaman içinde bağımsızlıklarını kazanarak kendi imparatorluklarını kurduklarını belirtiyor. Tabletler, Mu kolonisi Atlantis'de Mu Kozmik Dinini öğreten okulların bulunduğunu ancak bağımsızlık sonrası ana dinden uzaklaşıldığını ifade ediyor. Naacal tabletlerine göre Atlantlı rahipler, kendi güçlerini artırmak için ana dini yozlaştırmayı çıkarlarına uygun bulmuşlardır.
Atlantis'de dini yozlaştırma, Osiris'in ortaya çıkışına kadar sürdü. Naacal tabletlerinden ikisi, günümüzden 22 bin yıl önce Atlantis'de doğan bu büyük insana ayrılmıştır (3). Tabletlere göre Osiris genç yaşında, doğduğu yeri terk ederek Mu'ya gitti ve burada "Bilgelik Okulları"ndan birisine girdi. Mu kıtasında Naacaller arasında "üstad rahip ve kutsal kardeş" unvanını alana kadar kalan Osiris, dini bir reform başlatma göreviyle ülkesine geri döndü. Yozlaşmış Atlantis dinine ve rahipler sınıfına karşı savaş açan Osiris, güçlü kişiliği ile halkı da yanına aldı ve yozlaşmış rahipleri, itibarını yitiren mabelerden temizledi. Ölene kadar ülkesinin ruhani lideri olan Osiris, kendisine teklif edilen imparatorluk unvanım reddetti. Öldükten sonra takipçileri ve rahip kardeşleri onun anısına, yaydığı dine "Osiris Dini" adını verdiler.
Osiris adı, Mısır tanrıları arasında geçmektedir. Bu adın Mısır'a Hermes (Toth) tarafından getirildiği ancak zaman içerisinde bu saf dinin yozlaşması ile Osiris'in de ilkel tanrılardan birisi haline dönüştüğü sanılmaktadır. Mısır tanrıları panteonunda adı daima Osiris ile birlikte geçen İsis, aynı tanrının dişil ifadesi, her ikisinin oğulları olan Horus da kutsal kelamın ifadesidir. Hermes de, Osiris ve İsis gibi, bir süre geçtikten sonra tanrılaştırılmıştır.
- Maya, Uygur Kolonileri -
Mu uygarlığının Atlantis dışındaki en önemli kolonileri Maya ve Uygur kolonileridir (4). Bunlardan, Amerika kıtasındaki Maya kolonisi, Mu ve Atlantis'in varlıkları hakkındaki pekçok bulgunun kaynağını teşkil etmesi açısından önemlidir. Mu'nun ilk kolonilerinden birisi olduğu sanılan Mayalar'ın ve onların devamı niteliğinde olan Aztek ve İnka'ların imparatorlarına "Güneşin Oğlu" demeleri, tapınmalarının birer güneş kültü olması tesadüf değildir. Ayrıca, Mısır ve Maya piramitlerinin benzerliği, her iki ülkede bunların törenler için kullanılması ve yeniden doğuş inancının yozlaşmış bir biçimi olan mumyalama işleminin aynılığı, bu iki uygarlığın aynı kökten geldiklerinin ispatıdır.
Yucatan'da bulunan ve bir adı da "kutsal sırlar mabedi" olan Uxmal mabedi, burasının, tıpkı Mısır'daki benzerleri gibi inisiasyon törenleri için kullanıldığını göstermektedir. Mabedin içinde, adayların sınandığı ateş odasının bulunması, tufandan sonra yapılan bu mabedin, Mu dini uygulamalarının ilkel bir devamının gerçekleştirildiği mekan olduğunu ortaya koymaktadır.
Churchward'ın araştırmalarına göre Maya rahiplik örgütüne inisiye töreni yedi aşamalıdır. Kutsal sırların inisiye adayları birinci aşamada, birisi çamur, diğeri kandan oluşan iki ırmağı geçmek zorunda kalmakta ve ancak büyük tehlikelerle dolu bu ırmakları geçmeleri halinde kendilerini bekleyen rehber rahiplere ulaşabilmekteydiler. Adaylar bu noktadan itibaren rehberlerinin yardımı ile kırmızı, yeşil, siyah ve beyaz olan dört değişik yolda yolculuk etmekte ve kendilerini bekleyen 12 üstad rahipten oluşan konsey önüne gelmekteydiler. Burada adaylara oturmaları söylenirdi. Ancak yanılıp da oturan aday, oturduğuna hemen pişman olurdu. Çünkü oturduğu taş daha önce ateşte iyice ısıtılmıştı. Aday ayrıca, konseye gereken saygıyı göstermediği gerekçesiyle törenden atılırdı.
Oturmayı reddedenler ise karanlık bir eve götürülürlerdi. Işığın hiç girmediği bu evde adaylar bir gece boyunca kalırdı. Adaylar burada, kendilerine daha önce verilmiş olan meşaleyi, diğer bir deyişle kutsal nurun kaynağını sabaha kadar söndürmeden muhafaza etmek zorundaydılar. Meşaleyi söndürenler törenden çıkarılırdı.
Bir sonraki sınavda adaya çok değerli bir bitki verilir ve bu nadide bitkiyi mızraklı savaşçılardan koruması istenirdi. Dördüncü aşamada aday, buz evi denilen çok soğuk bir ortamda bir gece kalmak zorundaydı. Bir sonraki aşamada vahşi hayvanlarla karşı karşıya kalan adaylar, buradan sağ kurtulurlarsa, ateş evi denilen fırın sıcaklığındaki bir ortamda bir gece daha geçirmek zorundalardı.
Tüm bu sınavları geçebilenler, son olarak yarasa tanrısının evinde gecelerlerdi. Çeşitli öldürücü silahlara dolu olan bu evde adaylar sürekli tetikte durmazlarsa, bu silahlardan birisi tarafından kafaları uçurulabilirdi.
Mu'nun en büyük kolonisi ve Churchward'ın deyimi ile, "Mu'dan sonraki, insanoğlunun en büyük uygarlığı", Uygur İmparatorluğuydu. Uygur imparatorluğu hemen hemen tüm Asya'yı ve Avrupa'yı kaplıyordu. Doğuda Pasifik'ten batı'da Atlantik okyanusuna kadar uzanıyordu ve güneyde İran, Mezopotamya ve Hindistan'ı içeriyordu. Churchward, tüm Ari ırklarının köklerinin Uygurlara dayandığını iddia ederken, Fransız araştırmacı ve yazar Edouard Schure de, günümüzden 5 bin yıl önce Avrupa kıtasının kadim İskit ülkesi olduğunu yazıyor (5).
Bu kadar geniş bir alana yayılmış olmasına karşın Uygur İmparatorluğu'nun merkezi Orta Asya düzlükleri idi. Tüm doğu efsaneleri büyük tufan felaketinden önce Orta Asya'nın bugün çöller ve bozkırlarla kaplı alanlarının son derece bereketli topraklar ve ormanlar ile örtülü olduğunu iddia etmektedirler. O günlerde güçlü bir imparatorluğa merkez olabilecek nitelikte bulunan bu topraklar, büyük tufan ile denizden gelen dev dalgaların altında kalmış ve çölleşmiştir. Gobi çölünün hemen altında bol miktarda tatlı su kaynağının var olması, bir zamanlar buraların ne denli bereketli topraklar olduğunun bir işaretidir.
Churchward, Uygurlar'ın beyaz tenli, renkli gözlü ve sarı veya siyah saçlı olduklarını yazıyor. Naacal arşivlerine göre Uygur kolonisi, 70 bin yıl önce Mu'luların kurdukları ilk kolonidir. Tabletler, Mu Dininin Uygurlar'ın tüm ülkesinde hakim olduğunu ve bağımsız bir imparatorluğa dönüşmesinden sonra da Naacal kardeşlik örgütü rahiplerinin, yönetici sınıf olarak varlıklarını sürdürdüklerini belirtmekte.
İngiliz araştırmacı, Mu ve Atlantis'i batıran tufan sırasında Uygur ülkesinin büyük bölümünün sular altında kaldığını ve imparatorluğun da son bulduğunu yazıyor. Churchward, tufandan ancak Tibet yaylalarında yaşayan Naacal kardeşleri ile, her iki okyanusa da oldukça uzakta bulunan ve bu nedenle su baskınım en az zararla atlatan Babil kardeşlerinin kurtulabildiklerini belirtiyor. Bu örgütlerden Tibet'te bulunanında bilgilerin daha saf bir biçimde günümüze ulaşması, Tibet Naacalleri'nin, suların çekilmesinden sonra Uygur arşivlerini ele geçirmeleri ve saklamaları ile mümkün olmuştur. Rahip Rishi'nin Churchward'a gösterdiği tabletler de bu arşivlerin bir bölümüdür. Öte yandan, Babil kardeşliği, her ne kadar orijinal öğretiyi bir ölçüde yozlaştırmışsa da, Mısır "Hermes" kardeşliği ile birlikte Ezoterik öğretinin tüm dünyaya yeniden yayılmasında ve günümüz uygarlığım etkilemesinde büyük rol oynamıştır.
Uygur uygarlığının günümüze bir diğer etkisi, Zerdüştlük, Brahmanizm ve Budizm'in ana kaynağı olan Rama öğretisi ile oldu (6). Tufandan sonra, Uygurlar'ın bir kolu olan İskitler merkezden koptular ve Avrupa'da giderek yozlaşan bir devlet kurdular. Bu devlette de yönetici sınıf, rahiplerdi. Ancak, "Druidler" adı verilen bu rahipler ana dinden o denli uzaklaştılar ki, işi, kadim uygarlıklarda en değerli şey olan insan hayatını Tanrıya kurban etmeye kadar götürdüler. Aynı türde yozlaşmalar Mezopotamya ve Orta Amerika devletlerinde de ortaya çıktı.
İşte bu aşamada, günümüzden 5 bin yıl kadar önce, belki de o güne kadar varlığını sürdürebilmiş bir Naacal okulunun öğrencisi olan Rama ortaya çıktı. Adının dahi, Mu imparatorları Ra Mu'dan geldiği sanılan Rama, tek Tanrılı dinin yeniden egemen olması için Druidler ile savaşa başladı. Ancak bunda başarılı olamadı ve yandaşları ile birlikte doğuya göç etmeye zorlandı. Edouard Schure, İran ve Afganistan'a göç eden Rama ve yandaşlarının, burada İskitlerin diğer boyları ve sarı ırkla karışmış haldeki Turanlılar ile birleştiğini ve büyük bir güç haline gelerek, birlikte Hindistan'ı işgal ettiklerini belirtiyor. Ancak, Rama öldükten sonra, zaman yine etkisini gösterdi ve ortaya, tek Tanrılı dinin yozlaşmış versiyonları olan Zerdüştlük, Brahmanizm, Budizm ve Şamanizm çıktı.



Atatürk Mu Kıtasıyla Yakından İlgilenmiştir.

Atatürk 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 130. toplantısının birinci oturumunda yaptığı konuşmada Türklerin kökeni hakkında böyle diyordu. Tesadüfi bir konuşma değildi ve onun Türklerin kökenine ilgisinin devamı da gelecekti...

Atatürk'ün cumhuriyetin ilk yıllarında bu alanda başlattığı araştırmalar, özellikle 1930'ların başında yoğunlaştı. 1930'da Tarih Heyeti'ni oluşturarak Türk Tarihinin Ana Hatları adlı kitabı hazırlattı. 1931'de ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'nin kuruluşuna ön ayak oldu ve adı daha sonra Türk Tarih Kurumu olarak değiştirilen cemiyetin çalışma alanını Türk ve Türkiye tarihi olarak belirledi. Kurumun bir yıl sonra gerçekleştirilen ilk genel kurulunda Türk Tarih Tezi kabul edildi.Tez iki ana eksen üzerine oturuyordu; "Türk uygarlığı tarihin en eski uygarlıklarından biridir ve bu uygarlığın kökeni Orta Asya'dır. "

Bu çalışmaların bir ayağının eksik olduğunu düşünen Atatürk, Türk Dil Kurumu'nu da kurdurarak, ulusçuluğun ana öğelerinden olan dil konusunda da derin bir çalışma başlattı. Onun Türk Tarih Kurumu'nun ikinci Dil Kurultayı'nda yaptığı konuşmada yer alan "Güneş" yaklaşımı, sonradan tanışacağı Mu Efsanesinin Güneş kültü ve kendi tezi Güneş Dil Teorisi'yle doğrudan ilintiliydi.
Tarih çalışmaları, Türk tarihinin ana kaynaklarını araştırmak, arkeoloji yoluyla yeni bilgiler sağlamak, tarihte ve bugün ırk karakterlerini antropolojik yöntemlerle saptamak gibi noktalar üzerinde şekilleniyordu.
Tarih ve Dil kurumlarının varlık nedeni de bu temellere yaslanıyordu. Atatürk, uzmanların yabancı meslektaşlarına ihtiyaç duymadan arkeolojik kazılardan çıkacak yazıları inceleyebilmesi ve bu yoldan elde edilecek bilgilerle eski uygarlıkların gerçeğine ulaşmak amacıyla eski dillerin öğrenilmesi için de Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'ni kurdurdu.

Orta Asya Uygarlıklarının Kökeni
Türk Tarih Tezi'nde Türklerin kökeninin Orta Asya olduğu resmen dile getiriliyordu. Ama Orta Asya uygarlıklarının kökü neredeydi? Mustafa Kemal bu sorunun yanıtı olabilecek anahtara 1932'de ulaştı. İlkel diller uzmanı ve tarihçi-diplomat Tahsin Mayatepek'in sunduğu ön raporda Güney Amerika uygarlıklarından Maya uygarlığının dil ve kültürleriyle Anadolu ve Orta Asya kültürleri arasındaki benzerliğe dikkat çekiliyordu.
Mayatepek, bu süreci inceleyip Atatürk?e raporlar halinde iletmesi için 1935?de Meksika?ya maslahatgüzar atandı. Çok geçmeden de arkeolog William Niven?in Meksika?da yaptığı kazılarda bulduğu yaklaşık 15 bin yıl öncesine ait tabletlerin deşifrelerinden ve ardından James Churcward?ın Hindistan?da bulduğu benzer tabletlerin çevrilerinden Atatürk?ü haberdar etti. O da söz konusu yazarların kitaplarının çevrilmesini emretti. Sağlığı yerinde değildi ama, 1937 yılının önemli bir bölümünü geniş bir kurulca gerçekleştirilen bu çeviriler, üzerlerinde notlar alarak incelemekle geçirdi.

Atatürk?ün özellikle altını çizip notlar aldığı bölümler insanlığın yaratılışı, 64 milyon nüfuslu bir kıtanın batışı, kıtadan göçler ve özellikle de Orta Asya, Uygurlar ve Türklerle ilgiliydi.Mayatepek başlangıçta bu temelden yola çıkıp raporlarında Amerika ve Meksika yerlilerinin dillerindeki Türkçe sözcükleri incelemiş ve yerlilerin kültürel kaynakları ve güneş kültünün dinlerindeki etkilerine yoğunlaşmıştı.Ancak 29 şubat 1936 tarihli 7. raporu çarpıcı bir biçimde başlıyor ve şaşırtıcı bilgilerle devam ediyordu.?Uygur, Akad, Sümer Türkleri?nin Pasifik Denizi?nde ilk insanların zuhur ettiği Mu?daki büyük medeniyet, dil ve dinlerini cihana yaydıklarına dair yepyeni ve mühim malumatı ihtiva eden rapor: Kuzey Amerika alimlerinden Cononel James Churcward 4 Kıta eserinde dünyada ilk insanların ilk zuhur ve saadet diyarı olarak Tevrat?ta ?Gan Edn' ve Kuran?da ?Cenneti Adn" namı altında zikri geçen ve Pasifik deniz?inde bulunan ?Mu? kıtasında ortaya çıktığı ve bu büyük kıtanın 11 bin 500 sene evvel müthiş depremler ve patlamalar neticesinde 24 saatte 64 milyon nüfusuyla denize battığı ve ilk yüksek medeniyetin, dilin ve vahdaniyete dayalı dinin ve fen ilimlerinin Mu kıtasından 70 bin sene önce Maya namıyla çıkarak Asya?da Uygur, Hindistan Naga-Maya, Fırat nehri deltasında Akad, Mezopotamya da Sümer, Kızıldeniz?in batısındaki arazisindeki Mayu ve Etiyopi kıtasında Tamil namlarını almış olan Mu çocukları tarafından bütün cihana yayılmış olduğu vesaire hakkında, şimdiye kadar Doğu?da ve Batı?da yayımlanan kitapların hiçbirinde görmediğim çok derin ve 50 sene süren incelemeler mahsulü malumata tesadüf ettim.?

Mayatepek Churcward?ın kitabından şunları naklediyordu: ?Eski Türklerin ilk vatan ve kökenleri şimdiye kadar bildiğimiz üzere Orta Asya olmayıp, Pasifik Denizi?nde 200 bin sene mevcudiyetten sonra batmış olan Mu kıtası olduğu ve Orta Asya?ya, Mezopotamya?ya, Yukarı ve Aşağı Mısır kıtasına ve Etiyopi?ye Mu kıtasından binlerce sene evvel gelip Mu?daki yüksek kültür ve medeniyetlerini, dil ve dinlerini yaydıkları anlaşılıyor.?Raporda Mu?ya ait bazı sembolleri açıklayarak dünyanın dört bir yanına dağılan uygarlıkları da anlatıyordu:

?1.Kol: Bu kolu Mu?dan ?Maya? namıyla çıkarak Asya?nın doğu kıyılarına ayak bastıktan sonra ?Uygur? namı alan Mu çocukları teşkil etmektedir.
2.Kol: Bu kolu teşkil eden Mu çocukları gemilerle ve ?Maya? namıyla çıkarak Hindi Çini kıyılarına çıkmışlar ve oradan ?Burma? kıtası istikametinden Hindistan?a girerek oralarda, ?Naga Maya? namını alıp, bu namda büyük bir imparatorluk vücuda getirmişlerdir ve bu devlet 200 bin sene devam ettikten sonra yok olmuştur. Bu insanların bir kısmı Hindistan'ın batısından gemilerle Basra Körfezi?nin kuzeyinde Fırat Nehri deltasına girerek, bu yerlere ?Akad? ve daha kuzeye ilerleyerek bu havaliye de ?Sümer? adını vermişler ve kendileri de bu namı almışlardır.?Churcward?ın yapıtı kaynak gösterilerek nakledilen bilgiler arasında şu satırlar da yer alıyordu: ?Uygur İmparatorluğu ortadan kalkmadan önce Türk İmparatorluğu?nun mevcut olmadığı ve bu imparatorluğun, Uygur İmparatorluğu?nun yukarıda izah olunan felaketler neticesinde son bulmasından sonra, 10-11 bin sene evvel ortaya çıktığı ve ırktaşlarımız olan Akadlar?la Sümerler?in Orta Asya?dan değil, doğrudan doğruya 70 bin sene evvel Mu kıtasından çıkıp Hindi Çini, Burma, Hindistan yolu ile evvela Fırat deltasına ve müteakiben Mezopotomya arazisine yerleştikleri anlaşılmaktadır.?




Ve son olarak düşünelim:
Yapılan araştırmalar ve bulguların neticesinde Mu uygarlığı çok uzun süreler akıbetlerini korumuşlar.
Hatta bu resmi bir kanıtta 200.000 yıl olarak belgelenmiştir.
Kullanılabilecek teknoloji, sosyal ve kültürel hayat veya aklınza gelebilecek herhangi başka şeyler ...
Bizim şu anda kullandığımız herşey ve hayatlarımız ortalama 5.000-10.000 yıllık bir başlangıca sahip.
Yani aradaki fark mukayese dahi edilmez.
Aklınıza gelebilecek soru, e neden bu teknolojilerinden bulgular , kalıntılar yok ?
Evet ilginç bir durum, yani şu andaki hiçbir bilim adamının hayal dahi edemeyeceği bir teknolojiye sahip olupta, bunların uygarlığın sonuyla ortadan kalkması.
İş bu raddeye geldiği zaman , sadece düşüncelere bırakıyor kendini.

Mesaj Pzr Haz 17, 2012 11:08 pm

Mesajlar: 1894
Selamlar usta ellerinize sağlık çok önemli vede çokta güzel bir paylaşım olmuş..allah razı olsun.........
Aldığımız Nefesi geri verebiliyorsak Demekki hiç bir şey bizim değildir.

Mesaj Pzt Haz 18, 2012 3:37 pm

Mesajlar: 30
Teşekkürler ustam ..
Herkesin okuması , öğrenmesi, araştırması ve bilgilenmsei adına bir adım atmışsak ne mutlu bize..
Herkese kolay gelsin...

Mesaj Sal Şub 16, 2016 7:00 pm

Mesajlar: 30
Eline gönlüne sağlık teşekkürler kardeşim.
KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUYALIM


Dön Tarihi Gizemler

cron