Bal Grntle

 Bal Yazdr
ERZURUM
Admin
Erzurum,başlangıçtan beri kendi ovasının tek önemli yerleşme noktası olmamıştır.Örneğin Erzurum’un 18 km kadar kuzeybatısında,ovanın kuzey kenarına yakın bir yerde şimdi adı Kahramanlar olarak değiştirilmiş olan Karaz köyü yakınlarında bazen Karaz höyüğünde yapılan kazılar,burada hitit asıllı sayılan birtakım yapı kalıntılarını ortaya çıkarmıştır.Burada Yunan ve Roma devri izleri bulunmamış olmakla beraber,Ortaçağda önemli bir şehir olan ve Selçuklular tarafından yıktırılmış Arzen (Erzen) şehrinin burada bulunmuş olması,hattâ adının da Hitit devrine çıkan Azzi’den türemiş ve böylelikle şimdiki Erzurum’a da ad verilmiş olması mümkündür.Bununla beraber ovanın başlıca kale-şehir’i şimdiki Erzurum’un yerinde kurulmuştu.Buraya Roma istilasından önce Ermeniler Karin veya Karnoi Kalak derlerdi.IV. yy. da Roma devletine katılan ve 415 tarihinde Anatolius tarafından kalesi yapılarak imparator Theodosius II’nin adıyla Theodosiupolis denildiyse de Karin ve Karana adı yine kaldı ve hatta yöreye Karanitis denildi.Sonradan Araplar tarafından şehre verilen Kalikala veya kısaca Kali adının Karnoi Kalak’tan türemiş olduğu söylenir.Bu günkü Erzurum adı ise,Erzen’in Selçuklular tarafından yıkılmasından sonra,oradan kurtulan halkın Theodosiupolis’e (Kalikala-Karin) sığınmaları üzerine Erzen denildi.Ancak bu Erzen’in Güneydoğu Anadolu’da Siirt’in batısındaki Rûm,yani Anadolu’da olduğunu belirtmek üzere Erzen el-Rum, Arz-ı Rum adı verildi,bu da sonradan Erzurum(Erzrum)oldu.
Tarihin İlk Dönemlerinde Erzurum

Erzurum hakkında bilinen en eski yazılı tarih kaynakları olarak kabul edilebilecek Hitit (Boğazköy) ve Mısır yazılı kaynaklarına göre, M.Ö. 2000 – 1200 yılları arasında Erzurum ve çevresi Orta Asya kökenli Hurrilerin hâkimiyeti altında bulunuyordu. Hitit Boğazköy yazılı arşivlerinde, Erzurum’un Azzi Hayaşa hâkimiyeti altında bulunduğu sırada, biri M.Ö. 1375’ de Hitit İmparatoru Şuppiluliuma, diğeri II. Murşil (M.Ö. 1334 – 1306) tarafından işgal edilmek istendiğine dair belgelere rastlanmıştır. M.Ö. 1200 yıllarında, Avrupa’dan Ön Asya içlerine doğru oluşan ve Kavimler Göçü adı verilen göç hareketinden sonra, Muşkilerin Erzurum ve çevresine yerleştikleri bilinmektedir.

Urartular Döneminde Erzurum

M.Ö. IX. yüzyılda Van ve çevresinde yerleşmiş olan Hurri kökenli Urartular, M.Ö. VII. yüzyılda Erzurum’ u da egemenlikleri altına aldılar. M.Ö.660 yıllarında ise güneyden Aras Havzasına doğru ilerleyen Asurlar Daieni ülkesi sınırları içerisinde olan Erzurum ve çevresini ele geçirdiler. Yine VII. yüzyılın sonlarında Urartu egemenliği altındaki topraklar, kuzeyden gelen İskitlerin saldırısına uğradı. Asur saldırılarına zorda olsa karşı koyabilen Urartular, İskit saldırısından sonra tamamen tarihten silindiler. Urartu Krallığı’nın III. Rusan’ın ölümü (M.Ö. 585 ) ile ortadan kalkmasıyla da Ermeniler’ in bölgede etkinlik kurması kolaylaştı. Bazı tarihçiler, Ermenilerin bölgede etkinlik kurması kolaylaştı. Bazı tarihçiler Ermeniler’ in Kavimler Göçü sırasında Avrupa’dan Ön Asya’ ya göç eden Friglerle Birlikte bölgeye gelmiş olduklarını ileri sürmektedirler

Medler Döneminde Erzurum

M.Ö. V. yüzyılda Asur egemenliğine son veren Medler, Keyaksar yönetiminde kuzeye doğru ilerleyerek Urartu topraklarını ele geçirmişlerdir. Medler, Muşki Frigler ve İskit bölgelerini de ele geçirdikten sonra, Kapadokya’ ya doğru yönelmişlerdir. Erzurum ve çevresinde bu yüzyılda Khalibler, Muşkiler ve Tibarenler’in yaşadıkları bölgenin yerel derebeylerinin egemenliği altında olduğu, ancak bunların Med Krallarının yetkilerini tanıdıkları bilinmektedir. Medlerin zayıflama döneminde ise, bu beyler Kral Astiyag’a direnerek, özerkliklerini ilan etmişlerdir.

Persler Döneminde Erzurum

Pers Kralı II. Kiros’ un M.Ö. 555’ de Med Krallığına son vermesi ile Erzurum’un doğusu Pers egemenliği altına girmiştir. Kiros’dan sonra gelen Pers Krallıklarından Büyük Darios zamanında, Erzurum çevresinde bir Ermeni satraplığı kurulmuştur. Pers İmparatorlarından Kserkses’ in M.Ö. 480 de çıktığı Yunan seferinde, bu satraplıktan da asker toplanmıştı. Ünlü tarihçi Heredot da bu seferden söz ederken, Ermenileri Frigyalı olarak tanımlanmıştır. Ermeni satraplığında o dönemde Muşki, Taberin ve Maerin topluluklarının yaşadıkları Heredot tarafından tespit edilmiştir.

M.Ö. III. yüzyılda bölgeye Selökidler ve II. yüzyılda Persler egemen olmuşlardır. II. yüzyıl ortalarından itibaren bölge Romalılarla Persler arsındaki yoğun mücadelelere sahne olmuştur. Romalılar, bölgeye yaptıkları seferler sonucunda geçici olarak egemenlik kurabilmişler, ancak sık sık bölge halkının direnişleriyle karşılaşmışlardır

Bizans Döneminde Erzurum

Roma İmparatorluğunun M.S. 395’ de ikiye ayrılması sonucunda kurulan Doğu Roma İmparatorluğu döneminde, Erzurum ve çevresi bu İmparatorluğun egemenliği altına girmiş, ancak Doğu Roma egemenliği sürekli olamamıştır. M.S. 395’ den VII. yüzyılın sonlarına kadar bölge üzerinde Bizans ile Sasani Devletinin mücadeleleri olmuştur.

M.S. 408 – 450 yılları arasında Bizans İmparatoru olan ikinci Teodosious zamanında, Erzurum ve çevresi işgal edilmiş ve İmparatorun komutanlarından Anatolius tarafından bugünkü Erzurum şehrinin bulunduğu yerde bir tepe üzerine, bugünkü Erzurum kalesi inşa ettirilmiştir. O zamana kadar Kalikala olarak adlandırılan Erzurum şehri, bu tarihten sonra İmparatorun adına izafeten Teodosiopolis şeklinde isimlendirilmiştir.

Şehir ve çevresi 504 yılında İran’dan gelen Sasani’lerin eline geçmiş, ancak kanlı çarpışmalardan sonra, Bizanslılar şehri tekrar geri almışlardır. 530 yılında Erzurum Kalesi İmparator I. Anastas tarafından tahkim ettirilmiştir.

M.S. 572 yılında Nuşirevan komutasındaki Sasani ordusu, Erzurum Kalesini kuşatmış, on yıl süren kuşatma sonucunda, Sasaniler şehri ele geçirememişlerdir.

M.S. 590’ da şehir yine Sasanilerce kuşatılmıştır. Bu kez, Bizanslılar ağır şartlarla bir antlaşma yaparak şehri kurtarabilmişlerdir.

M.S. 610’ da Erzurum, bütün çevresi ile birlikte Sasanilerin kuzeydeki düşman Hazarlar ile antlaşma yaparak, onların Sasaniler üzerine yürümesini sağlamış ve sonuçta Erzurum ve çevresi tekrar Bizans'ın eline geçmiştir.

Araplar Döneminde Erzurum

Sasanilerin M.S. 642’ de Nihavend’de İslam Halifesi Hz. Ömer’in ordularına yenilerek, tarihten silinmelerinden sonra, Erzurum ve çevresi Müslüman Arap ordularının istilasına uğramıştır.
Erzurum, İslam ordularınca ilk olarak 638’ de Halife Hz. Ömer’ in komutanlarından İyaz bin Ganem tarafından ele geçirilmiştir. Ancak, uzun bir süre sonra şehir tekrar Bizanslılar tarafından geri alınmıştır.
651 yılında ise, bu kez Habib İbn–i Mesleme komutasındaki 6000 kişilik İslam ordusu, kısa bir kuşatmadan sonra şehri sonra şehri teslim almıştır. Şehrin dini ve askeri lideri Ermi-naks, şehri yeniden ele geçirmek için Gürcü ve Hazar Türkleri ile ittifak kurmuş ve şehir üzerine yürümüştür. Ancak yapılan savaşta Araplara yenik düşmüştür. Kenti ele geçiremeyen bu ordu, şehir çevresinde geniş güvenlik tedbirleri almış ve karakollar kurdurmuştur. Bunun üzerine tehlikeyi sezen Habib İbn–i Mesleme, Suriye Valisi Muavine’ den yardım istemiştir. Küfe Valisi Süleyman el–Hıyel komutasındaki Arap Ordusu, Gürcü ve Hazar Türklerinden oluşan bir orduyu Fırat nehri kenarında bozguna uğratmıştır.
Arapların kendi içlerindeki mücadelelerden yararlanan Bizans, İmparator II. Justinianus zamanında, Leontier komutasındaki bir ordu ile 686’ da Erzurum’u tekrar ele geçirmiştir. Ancak M.S. 700 tarihinde Emevi Halifesi Abdülmelik’in oğlu Abdullah şehri tekrar geri almaya muvaffak olmuştur.
M.S. 753 yılında ise Bizans İmparatoru V. Konstantinos, Kusan adlı bir Ermeni’yi şehri almakla görevlendirmiştir. Kaleyi koruyan Arap askerlerinin sayıca azlığı ve kalede bulunan iki Ermeni’nin ihaneti ile Kusan kaleyi zapt etmiştir. Ancak bir süre sonra, şehir ve çevresi tekrar Emevilerin eline geçmiştir.
770–772 yılları arasında yöredeki Ermenilerin ayaklanarak şehri kuşatmaları üzerine, Amr bin İsmail el Harisi komutasındaki bir ordu, ayaklanmayı bastırmak üzere Erzurum üzerine yürümüş ve ayaklanmacıları bozguna uğratmıştır.
838 yılında Bizans İmparatoru Teheophilos, Erzurum’ u kuşatmış ve şehir surlarını yıktırmıştır. 840’ da Halife Mutasım şehir surlarını tamir ettirmiş ve kaleyi tahkim ettirmiştir. Bu tarihten sonra, şehir iki kez daha Bizanslıların eline geçmiş (934), ancak 12 yıl sonra Abbasiler tarafından tekrar geri alınmıştır.
948’ de büyük bir Bizans ordusu, Erzurum üzerine yürümüş ve 949 yılında Bizans egemenliği tekrar sağlanmıştır. Bu tarihten sonra, Erzurum ve çevresindeki Arap egemenliği tamamen son bulmuştur.
979 yılında şehir ve çevresi, yaptığı yardımlardan ötürü, Bizans İmparatoru tarafından Gürcü Belgratlı Kralı David’e verilmiştir. David’in ölümünden sonra, şehir Bizans İmparatoru II. Basilious tarafından geri alınmıştır.

Selçuklular Döneminde Erzurum

Selçukluların bölgede ilk olarak belirmeleri XXI. Yüzyılın başlarına rastlar. Bizans yönetiminin yöre halkına iyi davranmaması nedeniyle bozulan idari ve siyasi ortam, Selçukluları küçük topluluklar halinde bölgenin muhtelif kesimlerine yerleşmelerine imkân sağlamıştır. Selçuklular tarafından Erzurum ve çevresine yöneltilen ilk askeri hareket 1048 yılında gerçekleştirilmiştir. Büyük Selçuklu Sultanı tarafından Erzurum ve çevresini fethetmekle görevlendirilen Azerbaycan valisi İbrahim Yanal ve Gence valisi Kutalmış Beyler, Eleşkirt üzerinden Pasinler ovasına inmiş ve oradan Erzurum üzerine yürüyerek, Erzurum kalesini kuşatmışlardır. Ancak, kuşatmanın uzun süreceğini gördüklerinden Erzurum Ovası’nın batı bölümünde yer alan zengin Erzen şehrine yönelmişlerdir. 6 gün süren bir kuşatmadan sonra Erzen Selçuklu ordusu tarafından ele geçirilmiştir. Erzen halkı, Teodosiopolis olarak isimlendirilen bugünkü Erzurum şehri kalesine sığınmak zorunda kalmıştır. Erzen şehri bu kuşatmadan sonra yıkılıp yakılmış ve bir kez daha imar edilmeyerek metruk bir şehir halini almıştır. Bu yıkımdan sonra şehre Kara Erzen denilmeye başlanmıştır. Bu sözcük, halk dilinde zamanla Karaz şeklinde telaffuz edile gelmiştir.

Selçukluların Erzurum üzerine düzenledikleri ikinci büyük sefer, 1054 yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey tarafından gerçekleştirilmiştir. Ordusuyla Pasinler Ovasına geçen Tuğrul Bey, Erzurum’a gelmiş ancak Erzurum kalesinin surlarını aşamayacağını anlayarak kuşatmadan vazgeçmiştir. Bu tarihten, Anadolu’nun kapılarını Türklere açan ve Doğu Anadolu’ da kesin Türk hâkimiyetini getiren günlerin müjdecisi olan Malazgirt zaferine kadar, Selçuklular tarafından Erzurum üzerine askeri bir sefer düzenlenmemiştir.

1071 Malazgirt zaferinden sonra, Erzurum ve çevresi büyük Selçuklu Sultanı Alparslan tarafından Eblul Kasım’ a verilmiştir. Eb–ul Kasım, Melik Danişment Ahmet Gazi ve Emir Mengücek gibi, Doğu Anadolu’nun fethi için Büyük Selçuklu Sultanı tarafından görevlendirilen ve yaralı hizmetleri olan bir Selçuklu komutanı idi. Erzurum’ da kurulacak ve sonradan Eb- ul Kasım’ın torunlarından birisi olan Saltuk Bey’ in adı ile anılacak olan beyliğin kurucusu olan Eb – ul Kasım, yörenin Selçuklu egemenliğine girmesi yönünde büyük çabalarda bulunmuştur. Merkezi Erzurum olan Saltukoğulları Beyliğinin sınırları içine zamanla Bayburt, İspir, Koçmaz, Micingirt, Oltu ve Tercan gibi önemli kale ve yerleşim yerleri dahil edilmiştir.

Eb–ul Kasım’ ın 1102’ de ölümünden sonra, beyliğin başına Ali ve İnanç Beygu isimli iki oğlundan Emir Ali geçti, Emir Ali’nin Selçuklu Sultanı Melik şah’ ın ölümünden sonra oğulları arasında çıkan taht kavgasında Sultan Tapar’ın yanında yer aldığı ve Sultan Tapar’ ın Selçuklu Devletini ele geçirmek için Silvan üzerine yaptığı seferde Emir Ali’nin de bulunduğu bilinmektedir. Bu arada Türkler arasındaki iç mücadelelerden yararlanmak isteyen Gürcü Kralı David, 1116’da Erzurum önlerine kadar gelmiş, ancak şehir önlerinde yapılan iki çarpışmadan sonra, şehri muhasara etmekten vazgeçerek geri dönmüştür.

Gürcülerin Doğu Anadolu’daki Türk yerleşim bölgelerini tehdit altında bulundurmaları, Merkezi Konya’ da kurulmuş olan Anadolu Selçuklu Devletini rahatsız ediyordu. Bunun üzerine harekete geçen Anadolu Selçuklu Sultanı Rükneddin Süleyman Şah, 1201 yılında Doğu Anadolu'daki küçük Türk Beyliklerine son verdi. Aynı tarihte Erzurum ve çevresi de Anadolu Selçuklu hâkimiyeti altına girdi. Rükneddin Süleyman Şah, Erzurum ve çevresini Mugisiddin Tuğrul Şah isimli kardeşine vermiştir. Böylece yaklaşık 130 yıl süren Saltukoğulları dönemi sona ermiş oluyordu. Anadolu Selçukluları döneminde Erzurum ve çevresi üzerindeki Gürcü baskısı büyük ölçüde kalkmış ve şehir, Anadolu’nun en gelişmiş şehirlerinden birisi olmuştur.

Mugisiddin Tuğrul Şah’ın 1225’ de ölümü üzerine yerine oğlu Rükneddin Cihan Şah geçmiştir.

Erzurum'daki Selçuklu Beyliğinin, kuzeyde Gürcülerle ve Trabzon’ da yeni kurulmuş olan Rum İmparatorluğu ile komşu olması, bu Beyliğin Anadolu Selçukluları açısından önemini artırmaktaydı. O dönemde Anadolu Selçuklu Sultanı olan Alâeddin Keykubat, devletin güvenliğini pekiştirmek için beyliklere son veriyor ve Anadolu’daki Selçuklu hâkimiyetini güçlendiriyordu. Bu amaçla, 1228’ de Erzurum’ u almak üzere harekete geçti. Bunun üzerine telaşa kapılan Rükneddin Cihanşah, o sırada Ahlat’ ı kuşatmış olan Celaleddin Harzemşah’tan destek sağladı. Alâeddin Keykubad’ın Harzemlilerle barış yapma çabaları sonuç vermeyince, iki devletin ordusu, 1230’ da Yassı çemen’ de karşı karşıya geldi. Bu savaşta Erzurum’ un Selçuklu Beyi, aynı zamanda amcası olan Alaattin Keykubat’ a karşı, Celaleddin Harzemşah’ ın yanında yer aldı. Savaşta Selçuklu ordusu galip geldi ve Cihanşah tutsak edildi. Bu savaş aynı zamanda Harzemliler Devletinin de sonu oldu. Savaştan sonra, Selçuklu ordusu Erzurum'a yürüdü ve çarpışma olmaksızın şehir ele geçirildi. Bundan sonra Erzurum şehri, Anadolu Selçuklu Devleti için önemli bir askeri üs vazifesi gördü.

Moğol saldırıları Karşısında Erzurum

Anadolu Selçuklu Alâeddin Keykubat’ ın Erzurum ve çevresini ele geçirerek, devletin güvenliğini sağlamak istemesindeki en önemli sebep, doğudan gelen Moğol saldırılarına karşı koyabilmekti. Bu maksatla, bölgedeki önemli kaleler tahkim ettirildi. Yine aynı güvenlik gayeleri ile, Moğolların önünden kaçan Türkmen boyları bölgede iskan ettirildi. Moğollar, Gürcüler tarafından da kışkırtılmaktaydılar. İlk Moğol saldırısı 1231 yılında Cengiz Han’ ın oğlu Oktay Han’ın komutanlarından Cormagon Noyan tarafından yapıldı. Anadolu Selçukluları ve Moğollar arasındaki barış görüşmeleri sonuç vermedi.1237’ de Alâeddin Keykubat öldü ve yerine oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev geçti.

Bölgedeki Ermeni ve Rumların kışkırtmaları sonucunda Moğollar, 1242’ de Baycu Noyan’ ın komutasındaki bir ordu ile Erzurum’ u kuşattılar. Sinaneddin Yakut komutasındaki kale muhafızlarının gayretli direnişe rağmen, Erzurum kalesi Moğolların eline geçti. Moğollar şehri yağmalayarak Erzurum halkının büyük bir bölümünü kılıçtan geçirdi. Erzurum’ un düşmesi, Anadolu Selçuklu Devleti için büyük büyük bir yıkım oldu. Akabinde 1243’ de Anadolu Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev, Kösedağ Savaşında Moğollara yenilince, 1244’ de yapılan bir anlaşma ile bölgedeki Moğol egemenliği kabul edildi. Erzurum’ un düşmesi, Moğol akıncılarının önemli bir engelle karşılaşmadan Anadolu içlerine akınlar düzenlemelerini kolaylaştırdı. Bu saldırılar, başta Erzurum olmak üzere, Anadolu’nun birçok şehrinin Moğollar tarafından yağmalanmasına ve bu şehirlerde yaşayanların, uzun yıllar huzur ve sükûttan uzak kalmalarına yol açtı.

Bu sıralarda Moğollar, İran’ da İlhanlı Devletini kurmuşlardı. 1244 yılında yapılan antlaşma ile Anadolu Selçuklu Devletinin yıkıldığı 1308 yılına kadar Erzurum, Selçuklu soyundan gelen kişiler tarafından yönetildi. Bu tarihten sonra da İlhanlı Devletinin bir eyaleti durumuna girdi.

İlhanlılar Döneminde Erzurum

Erzurum’ un tam olarak İlhanlı hâkimiyeti altına girmesi, Gazan Mahmut Han zamanında (1304–1317) rastlar. Gazan Han’dan sonra başa geçen Olcaytu Han zamanında, Erzurum şehri büyük ölçüde imar edilmiştir.Bu döneminde bir çok tarihi eser inşa ettirildi.Olcaytu Han’ dan sonra başa geçen Ebu Said Bahadır Han zamanında, Erzurum’ un yönetimi Sultanın veziri Emir çoban’ ın oğlu Timurtaş’ a verildi.Emir Çobanla İlhanlı Sultanının arası bozulunca, Bahadır Han, İrencin Noyan adlı komutanını Erzurum üzerine gönderdi, bu durumdan korkan Timurtaş Mısır’ a kaçtı. Erzurum'un yönetimi de sonradan Eretna Bey’e verildi. 50 yıl kadar Eretna Beyleri tarafından yönetilen Erzurum ve 1385 yılında Karakoyunlu Beyi Kara Mehmed’ in eline geçti.

Karakoyunlular ve Akkoyunlular Döneminde Erzurum

Karakoyunlu egemenliği uzun sürmedi.1387’ de, Timur Kara-Koyunlu egemenliğine son verdi. Erzurum’ a vali olarak torunu Gıyaseddin Sagar’ ı tayin etti. Bu sırada şehirde yönetime karşı başkaldırılar süregeldiğinden, Timur 1400’ de tekrar Erzurum’ a geldi. Yönetime karşı çıkan halkın bir kısmını kılıçtan geçirdi. Timur’ un ölümünden sonra ( 1404), Erzurum şehri, Karakoyunlular ve Akkoyunlular’la, Timur’ un oğlu Şahruh arasındaki kanlı çarpışmalara sahne oldu. Bu dönemde şehir önemli ölçüde tahrip edildi.

Doğudan gelen istilacıların Anadolu’ ya girişte karşılaştıkları en önemli askeri üs olma özelliğine sahip Erzurum’ un, Anadolu tarihinin en kanlı ve kargaşalarla dolu bu yüzyılında birkaç kez daha yağmaya uğradığı, tahrip edildiği ve halkının kılıçtan geçirildiği bilinmektedir.

Bu saldırılar şu şekilde özetlenebilir.
1421’ de Timur’ un oğlu Şahruh, Erzurum ve çevresini zapt etti ve kaleyi kuşattı, ancak şehri alamayarak geri döndü.
1434’ de Karakoyunlularla olan mücadelelerinde Şahruh’ u destekleyen Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osman, Erzurum’ u kuşattı ve ele geçirdi.
1435’ de bu kez Karakoyunlu hükümdarı İskender Bey’ in eline geçti.
1458 ve 1466’ da Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Gürcistan seferi sırasında Erzurum’dan gitti, 1468 yılında ise şehre hakim oldu.
1473’ deki Otlukbeli savaşında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’e yenilen Akkoyunlular giderek güçlerini yitirdi. Uzun Hasan’ın ölümünden sonra ( 1478) şehrin yönetimi oğullarından Yakup’a geçti. Yakup’ un ölümünden sonra ( 1490) çıkan taht kavgalarında şehir büyük tahribata uğradı.
Erzurum, 1502’ de Akkoyunlu Devletinin son hükümdarı Elvend Mirza’ dan Şah İsmail’

Osmanlılar Döneminde Erzurum

Erzurum ve çevresinin Safevi Devletinin etki alanı içinde kalması sadece 15 yıl sürdü. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, Mısır seferinden dönüşte Kars ve Pasinler üzerinden Erzurum’ a geldi ve şehir çevresi 1517 yılında Osmanlı topraklarına katıldı. Yüzyıllar boyunca şehrin kaderine hâkim olan kargaşa, yerini Osmanlı Devletinin, huzur ve sükun dolu yönetimine terk etmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında Erzurum kalesi tahkim edildi ve şehir baştanbaşa imar edildi. Kanuni’nin birincisi 1534, ikincisi 1548 yıllarında İran üzerine düzenlediği seferlerde, Erzurum şehri, Osmanlı ordusuna önemli bir askeri üs vazifesi gördü.

Kanuni, İran seferinden dönüşte (1535) Dulkadirli Mehmed Han’ı Erzurum Beylerbeyliğine tayin etti. Erzurum şehri ise o dönemde beylerbeyliğine bağlı bir sancak durumundaydı. Erzurum Beylerbeyliğinin sınırları, kuzeyde Doğu Karadeniz Dağlarından Ordu’daki Bolaman Deresine batıda Reşadiye, Zara, Koçhisar ve Kemah’ a, güneyde Pülümür, Kiğı ve Malazgirt’ e doğuda Tahir Geçidi ve Pasin Ovasına kadar uzanan bölgeleri içine almaktaydı. Erzurum Sancağı da 10 nahiyeden müteşekkildi. Bunlar, Erzurum Merkezi, Karaz, Geçik, Tekman, Karaş–kali, Aşkale, Serçeme, Cinis, Çermeli ve Ovacık nahiyeleriydi.

Kanuni Sultan Süleyman’ ın ikinci İran seferinde (1548)beylerbeyliğinin sınırları daha da büyütüldü ve kuzeydeki Gürcü kalıntıları ortadan kaldırıldı.1552 yılında şehir İranlılar tarafından ele geçirilmek istendi, Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki beylerbeyi ordusunun yenilmesine rağmen, Erzurum kalesi İranlılara teslim edilmedi. Artan İran baskıları karşısında Kanuni Sultan Süleyman 1553 yılında İran üzerine yeni bir sefer düzenledi, sefer dönüşü (1554) Erzurum’ a gelerek şehrin yıkılan kalesini tamir ettirdi.

1853 – 1856 Kırım savaşı sırasında şehrin etrafındaki tabyalar, Ruslardan gelebilecek tehlikelere karşı tahkim edildi ve yeni tabyalar yapıldı. 1855 yılında Kars’ ın Ruslar tarafından işgali, Erzurum’ un Rus tehlikesine karşı daha iyi tahkim edilmesi gereğini bir kez daha ortaya koydu. Bu gayeyle, 1865’ den 1877’ ye kadar geçen 12 yılda, Erzurum halkının da yardımlarıyla Aziziye Tabyalaları, şehir etrafındaki istihkâmlar ve diğer kışla ve tabyalar inşa edildi.

Osmanlı Devletinin Balkanlarda çıkan karışıklıklarla uğraştığı bir sırada, Ruslar 1877 yılında Balkanlar ve Doğu Anadolu üzerinden bir kez daha Osmanlı topraklarına tecavüz etti. Gazi Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Rus ordusunun birbiri ardına Halyaz ve Zivin meydan savaşlarında yenilgiye uğrattı. Ancak, bu savaşlarda Türk ordusu da büyük kayıplar verdiğinden Erzurum tabyalarına çekilmek zorunda kaldı. Ruslar Gürcü Boğazını ele geçirerek, Erzurum’ u kuzeyinden baskı altına almaya muvaffak oldular. Rusların batı cephesinde Yeşilköy önlerine kadar ilerlemeleri, Osmanlı Devletini Doğu cephesinde taviz vermek zorunda bıraktı. Yapılan bir antlaşmayla, Osmanlı ordusu Bayburt ve Erzincan’ a çekildi. Erzurum ise, kışlamak üzere Rus ordusuna terk edildi. Böylece, Erzurum bir kez daha Ruslar tarafından işgal edildi.

3 Mart 1878’ de imzalanan Ayestefanos Antlaşmasıyla Ruslar Erzurum’u terk ettiler. Daha sonra Berlin Antlaşması (13 Temmuz 1878 ) ile Erzurum’ un kuzey doğusunda bulunan Artvin, Batum, Otu, Şenkaya, Olur Ardahan, Kars ve Sarıkamış savaş tazminatı olarak Ruslara bırakıldı. Böylece, Rus sınırı Erzurum’ un 105 km. doğusuna kadar yaklaşmıştı. Bu durum, şüphesiz Erzurum için büyük bir tehdit oluşturmaktaydı.

Milli Mücadele Döneminde Erzurum

Mondros Mütarekesinin ağır hükümlerini asla kabullenemeyen Erzurum halkı, kendi hak ve hukukunu korumak için direniş ve örgütlenme çabalarına başlamıştı. Erzurum’ da kurulmuş olan ilk direniş örgüt, Süleyman Necati Bey’ in kurduğu “ İstihlas – ı Vatan’’ (Vatanın Kurtuluşu) idi. Ancak bu örgüt kısa bir süre sonra dağıtıldı. Hemen ardından, Merkezi İstanbul’ da Vilayet – i Şarkiyye Müdafaai Hukuk – u Milliye Cemiyetinin Erzurum şubesi, İstanbul’dan görevlendirilen Cevad Dursunoğlu’nun öncülüğünde 10 Mart 1919’ da kuruldu. Kurucular arasında emekli Binbaşı Süleyman Bey İsmailzade Tevfik Bey, Müftü Solakzade Sadık Bey, Hüseyin Avni (Ulaş) Bey, Kığılı Cazim Bey, İbrahim Hakkızade Fehim Bey, Hacı Recep Bey, Hacı Nafiz ve Ahmet Beyler, emekli Binbaşı Ahmet (Gobel) Bey bulunuyordu. Süleyman Necati Bey’ in çıkardığı Albayrak gazetesi de cemiyetin resmi yayın organı olma görevini üstlendi.

Cemiyet ilk toplantısında, Ermenilerin Doğu Anadolu üzerindeki hak iddialarını reddeden bir bildiri yayınlayarak, bildiriyi bütün Doğu Anadolu şehirlerine gönderdi. Bir müddet sonra, cemiyetin Yönetim Kurulu oluşturuldu. Hoca Raif Efendi’nin başkan, Cevad Dursunoğlu ‘ nun kâtip ve emekli Binbaşı Süleyman Bey’in muhasip olduğu Yönetim Kurulunda üye olarak şu kişiler bulunmaktaydı. Necati Bey, emekli Binbaşı Kazım Bey, Ahmet Bey, Avukat Hüseyin Avni (Ulaş) Bey, Fevzi Kırbaş, Hacı Nafız Bey, Avukat Mesut Bey, ve Baytar Nedim Bey. Mütarekesine göre hayali Ermenistan devletine vadedilmiş Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır ve Sivas illeriyle, Pontus Rumlarına verilmiş olan Trabzon illeri ile irtibat kurarak, Milli Mücadele ruhunun, Cemiyetin ilkeleri etrafında yoğunlaşması için girişimlerde bulundu. Bu sırada 19 Mayıs 1919’ da Cemiyet, Mondros ordu müfettişi olarak Samsun’ a ayak basan Mustafa Kemal, “Ulusal bir Kongre’’ toplanmasını içeren Amasya Tamimini yayınladıktan sonra, 3 Temmuzda Sivas üzerinden Erzurum’ a geldi. Mustafa Kemal ve beraberindekiler, Erzurum’ a 15 km. mesafedeki Ilıca bucağında, başlarında 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa olmak üzere Müdafa–i Hukuk cemiyeti mensupları ve şehrin ileri gelenleri tarafından karşılandı.5 Temmuz günü yapılan gizli toplantıda, Mustafa Kemal, ülkenin içinde bulunduğu durum hakkında görüşlerini açıklayarak, silahlı mücadeleye başlamaktan başka çözüm olmadığını belirtti. Mustafa Kemal’ in Amasya’dan yayınladığı tamim, Saray tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Mustafa Kemal, İstanbul’ a geri çağrılmaktaydı. Görevden alındığına dair emir, 8Temmuz günü Erzurum’ a ulaştı. O gece arkadaşlarıyla birlikte bir durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal, görevinden istifa ederek, bütün rütbelerinden feragat ettiğini bir telgrafla İstanbul’ a bildirdi. Mustafa Kemal’ in bu jestinden sonra 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ordusu ile birlikte, onun emrinde olduğunu bildirdi. Onu, 20.Kolordu Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa ve diğer Kolordu ve birlik komutanları izledi. İstifasının hemen ardından Cemiyet Başkanlığı’na, Hüseyin Rauf Bey de İkinci Başkanlığa Mustafa Kemal Paşa getirildiler. Bundan sonra, Milli Mücadelenin en önemli dönüm noktalarından biri olan Erzurum Kongresi’nin toplanması için çalışmalara başlandı. Bu amaçla, çevre illerden delegelerin Kongreye iştiraki istendi.

Erzurum Kongresi, 23 Temmuz 1919’ da Erzurum, Sivas, Bitlis, Van ve Trabzon illerinden gelen 56 delegenin iştiraki ile toplandı. Kongreye katılan delegeler şunlardı:

Erzurum Vilayeti Delegeleri
Merkez

Mustafa Kemal Paşa
Hüseyin Rauf (Orbay) Bey
Hoca Raif Efendi

Hınıs: Celal Bey
İspir: Cemal Bey
Bayburt: Zahit Efendi ve Tevfik Bey
Narman: Sait Bey
Pasinler: Cevat Dursunoğlu (Cemiyet Katibi) ve Battal Bey
Tortum: Kazım Bey
Yusufeli: Ahmet Bey
Kiğı: Sait ve Kahraman Beyler
Tercan: Ahmet Bey
Doğubayazıt: Hüseyin Avni (Ulaş) Bey
Diyadin: İsmail ve Mustafa Beyler
Karaköse: Necati Bey (Albayrak Gazetesi sahibi)
Erzincan: Hacı Fevzi Efendi
Kuruçay: Müftü Şefik Efendi
Refahiye: Kemal Efendi
Pülümür: Abbas Efendi
Bitlis Vilayeti Delegeleri
Bitlis: Süleyman Bey (Emekli Binbaşı)
Siirt: Hafız Cemil Efendi ve Müftü Naibi Hacı Hafız Bey

Kolordu karargâhının Erzurum’ a taşınmış olması, Erzurum ve yakın çevresini tamamen Ermeni çetecilerinin tehditlerinden kurtardı. Ancak, Mondros Mütarekesinden sonra Osmanlı ordusu Kars, Ardahan ve Batum’dan çekildi ve bu bölgeleri İngilizler işgal etti. Bu yörelerdeki Osmanlı ordusunun dağılmasından sonra, Kars’ ta bir Milli Şura hükümeti kuruldu ve havalide emniyet, huzur ve sükûnu temin etme görevini üstlendi. Fakat Kars’taki Milli Şura yönetimine, bölgeyi işgal eden İngilizlerce 20 Nisan 1920’de son verildi. İngilizlerin bu hareketi, yörede bulunan Ermenileri cüretlendirdi. Müslüman halka baskı ve zulüm yapan Ermeniler, Sarıkamış, Kağızman ve Ardahan’ ı da İngilizlerden devralarak, bölgedeki etkinlik sağladılar. Benzer şekilde, Temmuz 1920’de İngilizler Oltu’ da kurulmuş olan Oltu Şurasına da, yörenin Ermenilere bırakıldığını ileri sürerek son vermek istediler. Yörenin Ermeni çetecilerinin yönetimine terk edilmesi isteği, Oltu Şurası tarafından reddedildi. Ermeniler, bu yöredeki katliamlarını da sürdürdüler. Aynı tarihlerde, Artvin Gürcülerin, Ardunç ve savaşta da İngilizlerin işgali altındaydı.
TARİHİ ESERLERİ
İlk çağlardan kalma tarihi eserler ve yapılan kazılar
Erzurum, jeopolitik konumu sebebiyle, tarihin eski çağlarından beri çok sayıda medeniyetin yerleşim merkezi olmuştur. Bugünki Erzurum şehrinin bulunduğu yerleşim yerinin tarihi çok eski olmamakla beraber, Erzurum ovasının muhtelif bölümlerinde tespit edilen höyüklerdeki yerleşimlerin M:Ö:3000’li yıllara kadar dayandığı bilinmektedir. Örede tespit edilmiş olan höyükler şunlardır: Karaz, Pulur, ufanç,Sivişli, Sos ve Tepecik.
Bu höyükler içinde en önemlisi, Erzurum’un 16 km kuzeybatısında bulunan Karaz Höyüğüdür. Burada 1942-1944 ve 1959 yıllarında Hamit Zübeyr Koşay tarafından gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda, M.Ö.IV. yüzyıla kadar inen maden kültürüne ait bulgular elde edilmiştir. Karaz’ın IV. Yüzyıla kadar yaşamış olan Arze (Azze) kenti olduğu sanılmaktadır. Kazıda çok sayıda metal araç ve gereç bulunmuştur. Karaz kültürünün İran Azerbaycan'’ndaki Urmiye Gölü batısında bulunan Geytepe höyüğü kültürü ile yakından ilişkili olduğu da tespit edilmiştir. Kazıda bulunan tarihi eserlerin bir bölümü, Erzurum Müzesinde teşhir edilmektedir.

Yörede bulunan ikinci önemli höyük, Ilıca bucağına bağlı Pulur köyündedir. Yine Hamit Zübeyr Koşay tarafından gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda, M.Ö.4000 yılına kadar dayanan bir yerleşme merkezinin varlığı tespit edilmiştir. Kazı sonucunda, höyükte M.Ö.2600-3000 yılları arasında bir toplumun yaşadığı anlaşılmıştır. 4 kattan ibaret olan Pulur höyüğünde en alt kat, M.Ö. 4000 yılına kadar inen Bakırtaş döneminin izlerini taşımaktadır. Ondan sonraki katlarda, çok sayıda çanak-çömlek, obsidiyen taşı ve kemikten yapılma savaş aletleri ve nadiren de bakır ve tunçtan yapılma aletler bulunmuştur.
Yörede değişik zamanlarda yapılmış Güzelova (1965), İkiz tepeler (1965) kazılarında da tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar inen birçok arkeolojik bulgu ele geçirilmiştir. Bunlar, Erzurum Müzesinde sergilenmektedir.
TARİHİ KALELER
Erzurum kalesi
Bugünki Erzurum şehrinin merkezi yerinde bir tepe üzerinde kurulmuş olan Erzurum kalesinin tarihi, şehrin tarihi kadar eskidir. Şehrin Doğu anadolu’da önemli bir stratejik noktada bulunması sebebiyle, Erzurum Kalesi birçok medeniyetler tarafından önemli bir askeri üs olarak kullanılmıştır. Kale mimarisinde de birçok medeniyetlerin izlerine rastlanmıştır.
Kalenin M.S. 415-422 yılları arasında Doğu Roma İmparatorlarından II. Teodosious zamanında, onun komutanlarından Anatolious tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. O zamana kadar, Arap kaynaklarında Kalikala şeklinde isimlendirilen şehire, İmparatorun adına izafeten “Teodosiopolis” denilmeye başlanmıştır.

Tarihi kaynaklara göre, Erzurum Kalesi dış ve iç kale olmak üzere iki bölümden meydana gelmekteydi. Bugün Erzurum’da Tebrizkapısı, Gürcükapı, Erzincankapı ve Yenikapı adlarıyla bilinen semtleri çevreleyen dış kale surlarından dışa doğru taşmış dikdörtgen biçimindedir. Yapımında sivişli taşı diye isimlendirilen yeşilimsi kalker taş kullanılmıştır. Kaleye güney köşesinden batıya doğru açılan bir kapıdan girilmektedir. Giriş kapısı, yuvarlak kemerli olup, sivri tonozludur. Günümüzde de kalıntısı bulunan giriş kapısı Sultan II. Mahmut zamanında yaptırılmıştır. İç kalenin bugünki durumuyla 8 burcu vardır. Ncak bu burçların katları ve çatıları yıkık durumdadır. Erzurum kalesinin burçları konusunda, tarihi kaynaklar değişik bilgiler vermektedir. Evliya Çelebi’ye göre; Erzurum kalesi’nin 110 burcu bulunmaktaydı. Bu burçların, Rus işgalleri sırasında tahrip edilerek ya da tamamen yıkılarak, sayılarının azaldığı kuvvetli ihtimaldir. Kale içerisinde, Erzurum ve çevresinde bir asırdan fazla hüküm sürmüş Saltukoğullarından kalma çok önemli iki tarihi eser bulunmaktadır. Bunlar, Kalenin güney duvarına bitişik Kale Mescidi ve kuzeybatı köşesinde yeralan Tepsi Minaredir. Bu tarihi eserler, ilerde ayrıntılı olarak anlatılacaktır.
Erzurum Kalesi, günümüze kadar defalarca el değiştirmiş olduğundan birçok kez yıkılmış ve yeniden tamir edilmiştir.Kalenin bu bakımdan geçirmiş olduğu evreler şöyle özetlenebilir:
M.S. 504 yılında Erzurum kalesi İranlıların eline geçmiş, ancak kanlı çarpışmalardan sonra, İmparator Anastas zamanında Bizanslılar, kaleyi ve şehri geri almışlardır. Bu savaşta önemli tahribata uğrayan kale 530 yılında Bizanslılar tarafından onarılmış ve tahkim edilmiştir.
Bu tarihten sonra, M.S. 754 yılına kadar, Bizanslılar, Müslüman Araplar, Sasaniler ve Ermeniler arasında defalarca el değiştirmiş ve her defasında tahrip edilerek sonradan tamir edilmiş olan Erzurum kalesi, tarihinin en önemli tamirlerinden birini, Abbasi Halifelerinden El Mansur Ebu Cafer (754-775) zamanında geçirmiştir.(756)

Kale tarihinde önemli olaylardan biri de, Selçuklu Türklerinin Erzurum Ovası’ndaki Erzen şehrini 1048 de ele geçirip yıkmalarından sonra, Erzen halkının Teodosipolis’e sığınmaları ve şehrin adının Erzen olarak değişmesidir.
Kale, M.S. 1080 yılında Selçuklu Hükümdarı Melik Şah’ın komutanlarından Emir Ahmed tarafından fethedilmiştir. Kalenin bu tarihten sonra geçirdiği tamiratlarda Büyük Selçukluların büyük emekleri geçmiştir. Ayrıca, stratejik öneme sahip Erzurum Kalesinin, Selçuluların eline geçmesiyle de, Türklerin bölgeye yoğun olarak yerleşmesi dönemi açılmıştır.
Selçuklu Beylerinden Eb-ul Kasım bu tarihlerde Erzurum’a yerleşmiş ve sonradan torunu Saltuk Beyin adı ile anılacak olan, Saltukoğulları Beyliğinin temelini atmıştır. Saltukoğulları döneminde, Gürcü Kralı David kaleyi ele geçirmek istemiş, ancak başarılı olamamıştır.
M.S. 1241 yılında Erzurum Kalesi, Moğol komutanı Bayçu Noyan komutasındaki Moğollar tarafından zaptedilmiş ve şehirde büyük katliam yapılmıştır. Sonradan yapılan bir antlaşma ile, Kale tekrar Selçuklulara bırakılmıştır. Ancak, bu tarihten sonra Anadolu’yu istilaya gelen her Moğol ordusu kale’de büyük tahribat yapmıştır.
M.S. 1300 yıllarında şehir İlhanlıların hakimiyeti altına girmiş ve özellikle Olcayto Mehmed Hudabende zamanında şehir imar edildiği gibi, kale de tamir ve tahkim edilmiştir.
1430 yılında kaleyi ele geçiren Karakoyunlu Hükümdarı, savaşta kısmen yıkılan kaleyi tamir ve tahkim ettirmiştir.
Yavuz Sultan Selim zamanında metruk bir halde iken fethedilen Erzurum Kalesi, Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamir ettirilmiştir. Erzurum kalesi, bundan sonra Osmanlı ordusunun İran üzerine yaptığı seferlerde önemli bir askeri üs vazifesi görmüştür.
1829 yılına kadar Osmanlı Devletinin elinde bulunan Erzurum kalesi, 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşları sırasında Rusların eline düştü. Kale bu savaşlarda önemliölçüde tahrip olmuştu. Ruslar, kısa süre sonra kaleyi boşaltarak çekilmişlerdir.
Erzurum Kalesi, benzeri bütün kaleler gibi, yeni silahların icad edilmesiyle askeri önemini kaybetmişti. Rus işgalinden sonra da Erzurum kalesi, yeni silahlara karşı koyabilecek yeni istihkamların yapılmasında taşocağı haline getirilmiştir.

1853 Kırım Savaşı sırasında Kars’ın Rusların eline düşmesi, Erzurum’u da büyük bir tehdit altında bıraktığından, Erzurum Kalesi, Erzurum ve çevresindeki tabya ve istihkamların yapılmasında taşocağı olarak kullanılmıştır. Günümüzde, Erzurum Kalesi, sadece yerli ve yabancı turistlerin ziyaretlerine açık olan tarihi bir yapı niteliğindedir.
Kale Camii (Kale Mescidi)
Camii, Erzurum iç kalesinin güney duvarına bitişik olarak, kale burçlarından birisinin arkasında yeralır. Kapısı, kuzey tarafında kale avlusuna açılır. Yapımında düzgün kesme taş kullanılmıştır. Ayrıca kubbeside taşla kaplanmıştır. 2 metre yüksekliğindeki kapısı ve iki tarafında yer alan pencerelerinin iç kısımları stalaktitlerle süslüdür. Caminin oldukça derin olan kubbesi, iki yığma sütunla ana duvarlar üzerine oturtulmuştur. Kubbe etekleri de stalaktitlidir. Eserin en önemli özelliği, kubbe eteğinden dışarıya dört pencerenin açılmasıdır. Caminin kıble duvarına bitişik olan kale duvarı dışa doğru yarım dairevi bir burç halindedir. Mescid planı dikdörtgen şeklindedir. Güney tarafında 16 yüzlü bir kümbet bulunmaktadır.
Kale camiinin hiçbir yerinde yapıldığı devri veya yaptıran kişiyi gösteren kitabe yoktur. Kimi tarihi kaynaklar, eserin 1154 yılında Saltukoğullarından İzzettin Saltuk tarafından yaptırıldığını nakletmektedir. Bazı kaynaklara göre, cami de yanındaki Saat kulesi gibi Eb-ul Kasım’ ın oğullarından İnanç Beygü Alp Tuğrul Bey tarafından yaptırılmıştır

Saat Kulesi
Erzurum’daki tarihi eserlerin en güzellerinden biri olan Saat Kulesi, Erzurum iç kalesinin batı duvarının güney köşesine bitişik olarak yer alır. Alt bölümü muntazam kesme taşlarla yapılmıştır. Beyaz, gri ve kırmızı renkli taşlarla kulenin yuvarlaklaşan kısmına altı bilezik konulmuştur.Üst kısmının yapımında kırmızı tuğla kullanılmıştır. Sonradan saat yerleştirilmiş kısmın üstü ise ahşaptır. Kulenin yüksekliği 21 metredir. Saat konulmuş olan yerden 1.5 metre kadar aşağıda kitabe bileziği bulunur. Kitabe, güzel bir kufi hattı ile beyaz taş zemin üzerine kırmızı ile yazılmış ve kakılmıştır. Kulenin asıl kapısı sonradan yapılan deponun içinde kalmıştır. Kuleye, kuzeyinde sonradan yapılmış bir kapıdan girilir. 36 basamaklı bir merdivenle çıkılan kulenin en çarpıcı yeri kitabesidir. Kitabede bugünün Türkçesi ile şu ifade yer alır.

“İkbal, dinin ışığı, İslamın kutbu, devletin yardımcısı, milletin zahiri, meliklerin arkası ve emirlerin güneşi Eb-ül Kasım oğlu Eb-ül Muzaffer Gazi İnanç Beygü Alp Tuğrul Bey içindir.”
Bu güzel tarihi eserin, 1184 yılında Saltuklu emirlerinden İnanç Beygü Alp Tuğrul tarafından yaptırıldığı bilinmektedir.
Hasankale
Hasankalesi, Erzurum’un 36 km doğusunda bulunan Pasinler İlçesindeki Hasan Dede Dağı’nın önünde sarp bir tepe üzerinde yükselmektedir. Adını yaptıran kişiden almıştır. Kale bütün Pasinler Ovasına hakim bir noktada bulunmaktadır. Yüzyıllar boyunca, doğudan Erzurum’a giden yol üzerinde çok önemli bir askeri üs vazifesi görmüştür. Kalenin eski burç ve bedenleri büyük ölçüde yıkılmıştır. Son yıllarda iç kalede turistik amaçlı bir tamirat yapılmıştır. Dış kalenin kapıları yıkılmış ve yokolmuştur. Ayrıca, iç kalenin giriş kapısının muntazam ve süslü taşlarla yapılmış sütun ve kemerleri ve kitabesi yokolmuştur. Kale çok sarp kayalar üzerinde inşa edildiğinden, eskiden binek hayvanlarıyla dahi çıkılması mümkün değildi. Ancak kale sonradan taş ocağı olarak kullanıldığından, batısındaki iç kale kapısına giden toprak bir yol yapılmıştır.
Kalenin kesin tarihçesi bilinmemektedir. Şemseddin Sami Bey’e göre, Hasankalesi Cenevizlilerden kalmadır. Ünlü tarihçi Naima ise kalenin Akkoyunlu hükümdarlarından Uzun Hasan tarafından yaptırıldığını ileri sürer. Erzurum Tarihi isimli eserin yazarı İbrahim Hakkı Konyalı’ya göre de kale, İlhanlı soyundan Emir Hacı Togay’ın oğlu Hasan Bey tarafından 1336-1339 yılları arasında yaptırılmıştır. Daha sonraları, Osmanlıların eline geçen Hasankalesi, Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamir ve tahkim ettirilmiştir.
Avnik Kalesi
Erzurum’un yaklaşık 60 km. doğusunda bulunan Çobandede bucağının Güzelhisar (eski adıyla Avnik) köyünün kuzeyinde kayalık bir tepe üzerinde yükselmektedir.Kalede bulunan sarnıçlar ve diğer bazı yapı unsurlarından, bu kalenin Urartulardan kalmış olduğu sonucu çıkartılabilir.
Kalede Saltukoğulları ve Erzurum Selçuklularının mimari izlerine de çokça rastlanır. Kalede bulunan bir kitabe parçasından, kalenin İlhanlı sultanlarından Olcaytu Han tarafından tamir ettirildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca Olcaytu Han’dan sonra İlhanlı tahtına çıkan Ebu Sait Bahadır Han’ın kalede bir darphane kurduğu ve 1332 yılında burada gümüş sikke kestirdiği bilinmektedir.
Avnik kalesinin, bölgede bir süre egemen olan Timurlenk tarafından da tamir ettirildiği sanılmaktadır. Kale, harap halde üç dizi surla çevrilidir.İç kale çevresinde ev ve cami kalıntılarına rastlanır. İç kale içinde de ev, ambar ve sarnıç kalıntıları vardır.
Micingird Kalesi
Erzurum’a bağlı Pasinler İlçesinin Aşağı Micingird köyünde bulunan bu eski kalenin beden duvarları, burçları ve kuleleri yer yer yıkık bir haldedir. Kalenin tamamının ya da en azından bazı burçlarının Saltukoğullarından Ebu Mansur Ergin Basat tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Kale burçlarından birinde bu konuda bir kitabe parçası bulunmuştur. Kitabede tarih olarak 1232 yılı yazılıdır.
Kalenin köye bakan duvarında bir kitabe daha vardır. Doğu duvarları üzerinde de müslüman olmayan lar tarafından konulmuş bazı kitabeler bulunmaktadır.
Hınıs Kalesi
Erzurum’un kuzeyinde bulunan Hınıs İlçesindedir. Kale yıkık bir haldedir. Diğer tarihi kalelerin birçoğu gibi, taş ocağı olarak kullanılmıştır. Kale, Hınıs’ın Bahçe mahallesinde kayalık bir tepe üzerindedir. Kimler tarafından ve ne zaman yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ünlü seyyah Evliya Çelebi’ye göre kaleyi, Azerbaycan hükümdarlarından Uzun Hasan’ın amcası yaptırmıştır. Bazı kaynaklara göre de kale, İlhanlı yapısıdır.
Hınıs Kalesi, Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamir ettirilerek, bazı ilaveler yapılmıştır.
İspir Kalesi
Erzurum’un kuzeyinde bulunan İspir İlçesindedir. Kale, İlçenin kuzey batısında, Çoruh ırmağı kenarında bir tepe üzerinde yükselmektedir. Dış kale surları yıkılmıştır. İç kale surları ve burçları nispeten sağlamdır. Kalenin yapımında, alt kısımlarda Çoruh Irmağının taşıdığı renk renk taşlar, üst kısımlarda muntazam kesme taşlar kullanılmıştır. Kale içerisinde Saltuklular tarafından yaptırıldığı sanılan bir de mescid bulunmaktadır. İç kalenin kuzeyinde kale beyi ve dizdarının sarayı ve hazine daireleri vardır. Bunlar yıkık haldedir.
İspir kalesinin ilk olarak kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Erzurum Selçuklu Beylerinden Mugisuddin Tuğrul Şah’ın kaleyi tamir ettirdiği ve kale dışınabir cami yaptırdığı bilinmektedir.
Tortum Kalesi
Erzurum’un 53 km. kuzeyinde bulunan Tortum İlçesine 14 km. uzaklıkta, Tortumkale köyünün eteğinde, yüksek bir tepe üzerinde yükselir. İç kale surlarının bir bölümü, kuzey yönündeki duvar ve burçlar sağlamdır. İç kale içindeki kale beyi ve dizdar daireleri, silah ve erzak ambarları kısmen ayaktadır.
Kale mimarisinde Bizans, Gürcü, Selçuklu, İlhanlı, Akkoyunlu, Osmanlı izlerine rastlamak mümkündür. Bununla beraber, kalenin ilk olarak kimler tarafından yaptırıldığı ve yapım tarihi bilinmemektedir. Tortum Kalesi üzerinde bulunduğu küçük vadinin tabii güzellikleriyle görülmeye değer yerlerdendir

Üngüzek Kalesi
Tortum İlçesinin 25 km. kadar kuzeyinde, Yusufeli yolu üzerindeki Üngüzek Kapısı denilen yerde, Tortum Çayının yatağı üzerinde yalçın kayalar üzerinde yükselen bir kaledir. Kalenin yapım tarihi hakkında kesin bilgi yoktur. Cenevizlilerden kaldığı sanılmaktadır. İç kale surlarının bir kısmı ayaktadır.
Zuvans Kalesi
Erzurum’un 32 km. güneybatısında, İspir yolu üzerinde, Serçeme Çayının kenarında bir tepe üzerinde kurulmuştur. Kalenin yapım tarihi bilinmemektedir. Yapım özellikleri bakımından Tortum Kalesi’ne benzer. Kale taşocağı olarak kullanılmış olduğundan bugün harabe bir durumdadır.
Oltu Kalesi
Erzurum’a bağlı Oltu İlçesinde, Oltu Çayı kenarında yüksek olmayan bir tepe üzerinde kurulmuştur.Yapımında muntazam kesme taş kullanılmıştır. Dış kale surları yokolmuştur. İç kalesi ayaktadır. Ancak kale duvarları ve bazı burçları yer yer yıkılmağa yüz tutmuştur. Kapısı güneye açılmaktadır. Kalenin kuzey tarafında iki büyük burcu vardır. İç kale içinde şimdi yıkık halde bulunan dizdar evi, harap bir hamam ve burçların birinin içinde bir türbe vardır.
Oltu Kalesinin kimler tarafından ve ne zaman yaptırıldığı tam olarak bilinmemektedir. Bazı kaynaklara göre kalenin tarihi M.Ö. VII. Yüzyıla kadar inmektedir. Kalenin Akkoyunlular ve Gürcüler tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Oltu Kalesi, 1536 yılında Osmanlıların eline geçmiştir.
Bardız (Gaziler) Kalesi
Erzurum’un Şenkaya İlçesine bağlı Gaziler Bucağında bulunan Bardız Kalesi, Bardız Çayı kenarında kayalık bir tepe üzerinde kurulmuştur. Bardız Kalesi, burç ve kulelerle güçlendirilmiş iki surdan ibarettir. Dış kale surları yıkıktır. İç kale içinde de harabe şeklinde bazı yapılar vardır. Kale mimarisinin kimlere ait olduğunu tespit etmek mümkün olmamıştır. Bazı kaynaklar, kalenin Saltukoğullarından İzzettin Saltuk tarafından yaptırıldığını ileri sürmekte ise de, bu bilgi kesin değildir.
Diğer Kaleler
Erzurum İli sınırları içinde bugün hemen hemen tamamen yıkık durumda birkaç kale daha vardır. Bunlar arasında, Dumlu Bucağına bağlı Güngörmez köyü kalesini, Tortum İlçesi sınırları içinde kalan Nihah, Kaledibi, Uzundere ve Ağca kalelerini belirtebiliriz.
Dzenleyen Admin Dzenleme Tarihi: 31-07-2008 20:58
DefineHaritasi.com Ekibi
 
Atlanlacak Forum:
Sayfa oluşturulma süresi: 0.03 saniye
8,154,847 Tekil Ziyaretçi