DEFİNE İŞARETLERİ

Define İşaretleri

DEFİNE HARİTALARI

Define Haritaları

DEFİNECİ KLAVUZU

Defineci Klavuzu

PARA KATALOĞU

Tarihi Para Kataloğu

DEĞERLİ MADENLER

Değerli Madenler

MEZAR & TÜMÜLÜS

Mezarlar, Steller, Tümülüsler

MEDENİYETLER

Anadolu Medeniyetleri Tarihi

DEDEKTÖR DÜNYASI

Dedektör Dünyasına Giriş

ÖLÜ DEFİNLERİ

Anadolu Medeniyetlerinde Ölü Gömme Gelenekleri

FACEBOOKTA PAYLAŞ

Forum & Yorum

Forum

Kontrol Sizde

Sizde Site Yönetimine Katılın

İşaret Galerisi

Sizden Gelenler İşaretler

Çevrimiçi Kullanıcılar

· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 2

· Çevrimiçi Üyeler: 0

· Toplam Üye Sayısı: 4,278
· En Yeni Üye: Alperen BULUT

DİNLER

Dinler Hakkında Bilgi

BURÇLAR

Burcunuz Hakkında Bilgi

DEFİNE KOMİK :))

Defineci Fıkraları ve Karikatürkeri

DEVAMLI SORULAR

Sık Sorulan Sorular

MİTOLOJİ BİLGİSİ

Mitoloji Bİlgisi

Üye Girişi

Kullanıcı Adı

Parola



Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın

     

KARKAMIÞ

Karkamış ve Zincirli

Firg krallığının M.Ö. 8yüyyılında kapadokyanın batı sınırlarıyla Toros dağlarının İç Anadolu’daki eteklerine dayanan tamı tamına Anadolu platosuna değinebilecek bölgenin tümünü kapladığını görmüştük. Yunanlılar yazarların tarihsel tanıklarına dayanarak varılan bu sonuca arkeolojik kazışlarda elde edilen kanıtlarla onaylanmıştır. Bundan sonraki soru krallığın doğuya doğru daha da yayılmasını neyin engellediğidir. Asur krallarının tarih kayıtlarının bu konuya bir parça aydınlatması beklenirdi. İşte burada bazı sorunlar ortaya çıkıyor çünkü gördüğümüz gibi Asurlular o tarihte ortaya Anadolu’da yaşayanlara Frig deniyor Muşki yada kimi zaman Muşki ve Tabal diyorlardı en gözde açıklama Frig krallarının gerçekten birkaç öğenin birleşmesiyle oluşan bir konfederasyon ya da koalisyon olduğundur, batıda Frig özü daha ağır basan öge başkent Gordion dolaylarında platoya yayılıyor muşkil ve tabal içeren doğulu öğe mezakta yoğunlaşıyordu böyle olunca daha kapsamalı bir sorun kendini göstermektedir. Bu durumda Frig /Muşkil/Tabal’ı Kuzey Suriye ile Mezopotamya sınırlarında ayrılan dağlık ülkede yaşayanlar kimlerdir? Bu yanıtı yalnız Asur Urartu kayıtlarında değil arkeolojik kazıların sonuçlarında da aramalıyız

Asurluların Muşkil ile ilgili en eski kayıtlarına göre bu ulusun doğuya doğru Toroslara ve fırata yasalanmasa da o zamanlarda bir tehdit oluşuyordu M.Ö. 1100 yıllarında birinci Tiglath- Pileser  ortalık kurmuş beş Muşkili kralı yenip altı bin esirle dönüşmüştü. Dokuzuncu yüzyılda Muşkil ikinci Aşur banipal gene yenilmiş üçüncü Þalmaneser de kendini 24 krallıktan oluşan taballa yapılan mücadelenin içinde bulmuştur. Ama 100 yıl sonra bir kez daha III. Tiglath- Pileser   5 Tabalı kralla karşı karşıya geldiğinde yazar kralların adını yanlışı bunlarında hiç firg olmadığı Luvidili konuşan beklide Hitit İmparatorluğunun çöküşünden kurtulmuş yarı yerli boyadan bulundukları gösteriyor. Þimdi 8. yüzyılda, lk kez hem Asurlular hemde Urartular Fıratla Kilikia arasında bir dize kent devletinde oturan Luvi dilinde konuş Hiyeroglif yazısını kullanan Hatti halkından söz etmektedir. Çağımızın tarih terimleriyle Suriye Hititleri ya da yeni Hititlerdir. Geç Asur yazmalarının onları Tabal’ın bir parçası sayıp saymamalarını pek önemi yok. Bildiğimiz bir şey var, oda bu kavmin Urartu batılı komşusu olduğu onucu bölümde de göreceğiz. Urartu krallarının onları da fetih yoluyla yada Asurlulara karşı ittifaka zorlayarak kendi etki alanlarının genişlettikleridir.

Bu yeni Hitit ve Tabal kentleri üzerine söylenecek çok şey vardır; çünkü birçoğu kazılarda ortaya çıkarılmış, kazı sonuçlarından da epey bilgi edinmiştir. Bu devletlerin sanatı ve mimarlığı, her zamanki taşra Hitit kültürünün yıkıldıktan sonraki canlılığına tanıklık etmekte yazıtların ise Hitit ulunsun İmparatorluk sonrası “ diasporasının tarihine ışık tutmaktadır. Bunların bir kısmı eskiden de imparatorluğun taşra başkentleriydi. Kuşkusuz M.Ö. ikinci binin son on yılların da, Firiglerce anayurtları olan platodan sürülen öz be öz Hitit akınlarıyla bu kentler daha da büyümüş daha da canlanmıştır. Gene de yeni gelenlerin önceki nüfusu yerinden attığı sonucuna varmak yanlış olur. Daha çok, bunlar yürürlükteki siyasal dokunun içinde eritilmeye ses çıkarmamışlar gibi görünüyor. Özellikle Toroslardaki ve kuze Suriye eteklerindeki melez kentlerin nüfusu birkaç değişik öğeden oluşmuştu; örneğin kimileri ARamiydi. Aslında Suriye çöllerinden gelen bu göçebe halk, şimdi kentlerini bin yıldır oralarda olan Hurilerle paylaşıyordu. Ayrıca kuzeydoğunun ötelerinde Tabal kentleri vardı; bunlar hala Frig krallığıyla sıkı olmayan bağlarını sürdürüyorlardı. Bu toplumların kimisinde, yeni gelnler dengeyi Hititlerin tekeli lehine bozuyordu, öbürlerinde ise, güçlü bir Aramı öğesi zaman zaman üstünlük kazanıyordu. Ama bütün bu kentlerin içinde Karkamış, belki de hiç ödün vermeden Hiti niteliğini koruyordu ve Hatti’nin siyasal merkezi olma ününü bu mahufazarkar tutumuyla hak etti.

Mezopotamya’dan batıya açılan yola egemen olan ve Fırat’ın başlıca geçi yerlerinden biri üzerinde kurulmuş olan Karkamış’ı, imparatorluk zamanlarında Hitit krallarının genel valisi yönetirdi. Bununla birlikte, İngiliz arkeologlar burayı kazdıklarında, höyük yüzeyin altından çıkan yapıların ve yontuların tarihi M.Ö. 10. yüzyıldan önceye gitmeyen bu dönemde hüküm sürmüş olan bağımsız bir krallar hanedanına affedilmişti. Bu nedenle, yeni Hitit döneminde Karkamış hala oldukça önemli bir kentti ve metinlerin de doğruladığı gibi, Asurların Suriye seferlerinde ilk hedef burasıydı. Bununda yeni demir yolunun tam olarak görmektedir. Birinci Dünya Savaşından önceki yıkarda yardımcı Tçeç Lawrence ile burada çalışan Sir LEonard Wooley’in yayınlarda, kentin o zamanki özellikleri ilginç biçimde ortaya konmuştur. Yüksek kalenin doruğundan geriye pek az şey kalmıştı, ama onun altında anıtsal merdivenlerle çıkan yerde ütü açık geniş bir iç avlu vardı. bu avluyu duvarlarında tanrılarını saraylı kişiliklerin rahiplerin ve savaşçıların betimlediği yüksek kabartmanın yanında krallar ve ardıllarınca hiyeroglifle yazdırılan açıklayıcı bilgiler vardı. Bu luvi resim- yazı imlerin ancak şimdilerde tamamlanmakta olan çözümü başlayalı beri metinlerdin ne denli değerli bir tarihsel bilgi kaynağı olduğu anlaşıldı. Þimdi Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesinin görkemli eserleri olarak sergilenen bu kabartmalara, ilk dönem Hitit yontuculuğunda az rastlanan üç boyutlu yontular da eklenmişti. İngiliz arkeologları 1914 yılında Türkiye’den ayrıldıktan sonra Karkamış yontularının yazgısı gizem doluydu. Ancak 1956 yılında Sir Leonard Wollwy’in yazdığı özel bir mektupla doyurucu açıklama buluyor MEKTUP:

“ Her şeyi Türk hükümetine bırakmaya söz vermiştik; bıraktık da. Her şey savaşın sonunda değin nerdeyse orada ya da depolarımızda kaldı sonra 1920 yılında Cerablus’a atanan b,r Türk subayı taşların taşınmasına karar verdi, taşların bir kısmı kırıldı, kalanlar tren vagonlarına yüklendi; ama sonralarda bankette kullandılar; burada da 1921 yılına ya da daha sonraki yıllara değin kaldılar. Kimi parçalar çalınıp satıldı. Bir aslan başı sonunda satın alınıp British Museuma’a gelmiştir. Öbür parçalar Louver’a gitmiş “

Wooley’in sözünü ettiği aslan başı , oturan tanrıça yontusunun iki yanındaki aslanlardan birinin başıydı. Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesinde şimdi yalnız durmaktadır, yitik aslan başının yerine taklidi konmuştur.

Woolley’in kazıları Karkamış’ta yapılan ilk kazı değildi. Daha 1878’de British Museum’un sorumluğunda yöntemce daha zayıf araştırmalar yapılmıştı; belki de , Yeni Hitit kentlerinin kalıntılarına olan ilginin başlamasına bunlar neden olmuştu. On yıl sonra, DeutscheOrientgesellschaft yine aynı türden, ama daha büyük bir örende kazı yapmaya başladı. Burası ana demiryolu hattının güneye kıvrılarak Fevzi paşa’dan Halep giderken geçtiği büyük vadinin başına kurulu bulunan Zincirliydi. Burada da yine mimari açıdan göz alıcı bir saray külliyesi içeren, kalın duvarlarla çevirili bir kale vardır; ancak 800 metre çapında tam bir çember oluşturan ikili savunma duvarıyla çevrili bir kasabanın orta yerinde duruyor bu kale. Burada da kaleden ve tahkim edilmiş üç sur kapısından gelme çok sayıda yontu vardır; bunlar Berlin’e ve İstanbul’a götürülmüştür. Buluntular arasında birkaç tane de Arami yazıtlar vardır. Bu yazıtlara zincili’de aşağı yukarı Karkamış krallarının döneminde hüküm süren yöneticilerin soyağacı yeniden kuruyabilir. Kralların adından, giysilerinin ayrıntılarından ve geleneksel uygulamalar açsından hala temelde Luvi-Hitit olmasına karşın , Arami niteliği ağır basan bir kenttir. Asur desenlerin artarak etkisini gösterdiği M.Ö. sekizinci yüzyıl içinde , daha karmaşık bir üsluplar sentezi kendini belli eder. Zincirli’den götürülen belki de en takınmış, açıdan en belirgin eserlerden biri, Sami görünüşlü kral Bar-rakib’i resmedene ünlü ortostar kabartmadır. Kabartmada kral, tam bir Asur tasarımıyla çizilmiş iskelesine oturmuş yazmanına yazı yazdırırken resimlenmiştir. Bunun gibi kişiliklerin tarihsel fonları ve yönettikleri kentlerin niteliği Zincirli’den çıkan yazılı belgelerle daha gerçeklik kazanmıştır. MAx Mallowan’ın dediği gibi :

“ [ bu yazıtlardan ] saray hudutları içinde gerçekleşen dramatik olayları, devrimleri, kralın ve ailesinin katledilişini sezinleriz. Gene  bu yazıtlarda biz, hasadı ve tahıl fiyatlarını, verimli yılları, kıtlık yıllarını, yöneticilerin eşitlikçe ve toplumsal refahla ilgili yenilenen emelleri okuyoruz [ bu yazıtlarda ] demagogları , hiçbir Asur kralının asla kullanılmayacağı sözlerle atalarının başarılarını küçümseyen prensleri…M.Ö. birinci binyılın ilk çeyreğinde Zincirli’nin ve elbette Karkamış’ın o zamanki yaşamına ilişkin olarak bu göreceli kısa yazıtların zihnimizde canlandırdığı başka görüntüleri okuruz.

İşte önümüzde Demir Çağı kentlerinden iki örnek var. Biri, ikinci bin yılın kral Napiliği günlerin Hitit kültürünü özlemde sürdürüyor, öbürü bir azınlığın kabul ettirdiği Hitit adetleri, Arami halkının yürürlükteki kültürüne uyarlıyor. Her iki kent de M.Ö. sekizinci yüzyılda Asur boyunduruğuna girinceye değin bağımsızlıklarını korudular.

Þimdi de Aramilerden etkilenmeyecek kadar Suriye’den uzak, ama Asurların Tabal saydığı bölgeye bitişik bölgeye bitişik, dolasıyla eski Hitit nüfusundaki Luvi öğesinin elinde bulunan üçüncü bir kenti ele almak ilginç olabilir.

Asur ve Urartu kayıtlarında geöen eski Milidia ya da Milid, bugünkü Malatya’dan biraz uzakta, Arslantepe denilen höyüğün altındadır. Surları ve Ortaçağı yıkıntıları hala yer yer ayakta kalmış Roma Melitene’snin ( Eski Malatya) sekiz kiometre kadar kuzeydoğusundaki bu Pazar kentinin yeri, ancak 19388’de saptanmıştır. Fırat’la Antitorosları arasındaki yaylara egemen olduğu için, stratejik önemi olan bu yeri Asur kralları görmezlikten gelemezlerdi. Nitekim birinci Tiklatpilser’in yıllıklarında kentin adı Huri kalesi olarak geçmektedir bununla birlikte 8.yüzyılın başında yeni anıtsal sur kapısı yapılıp iriş bölümünde arlın devasal yontusu Dikililiğine göre kentin o sırada bağımsızlığını korumakta olduğu anlaşılmaktadır, burasını ve kentin başka yerlerini Fransızlar 1932 yılında başlayarak kazdılar kazıda Ankara  Anadolu Medeniyetleri Müzesinde onarımla eski durumuna getirildi kentin duvarları üstlük açısından çok erken bir döneme tarihlendiği için ikinci kez kullanıldığı belli olan küçük ama çok ilgin. Ortostat kabartmalarıyla süslenmiştir bu tarih M.Ö. 2. bin Karkamış krallarıyla olan bir bağlantının bulunmasıyla doğrulanmıştır

Malatya kabartmaların da Arami yada Asur motiflerin izleri hiç görülmez; ama M.Ö. 9 – 8 inci yüzyıllarda siyasal bakımdan sivrildiğini Asur kaynaklarından yada küçük çaplı kazılardan öğrendiğimiz Fırat’ın batısında başka kentlerin kalıntıları vardır. Örneğin gurgum ( Maraş) vardır. Rastlantıyla bulunan yazıtların kaynağı buradaki kazılmamış güzel höyük olabilir sonra prenslerin nemrut dağının doruğuna gömülen ve daha sonra Helenistik dönemde kommagene adını alan kumu orantes ırmağı ( Asi nehri ) üzerindeki taynat’ta Amerikalıların kazdığı yanmış saray ve tapınaklarla ilintili olabilecek Amuk gölü ( Amik Gölü ) kıyısındaki unki; gene Zincirli’ye yakın Sakça Gözündeki geç Hitit yazlık sarayı vardır. Bu yüzyılın başlarında john garstang buradan hiç yazıt elde edememişse de güzel bir kabartma koleksiyonu daha oluşturmuştur. Son olarak sözünü edeceğim tarihsel bir kişiyle ilgili olan ünlü bir kaya kabartması vardır

Ereğli yakının da Kilikia kapılarına ( Gülek Boğazı ) giden yolun 16 km güney doğusunda İvrizdeki bu çok önemli kaya kabartması Anadolu’daki en etkileyici anıtlardan biridir.kabartmada betimlenen kralı tanımak için III.Tiglatpileser in M.Ö. 738 – 732 tarihlerinde beş tabalı krala karşı yaptığı sefere dönmeliyiz. Krallardan biri kilikiadan ve İskenderun Körfezinden platoya çıkan ana yolun üstündeki verimli tyana ( Bor) topraklarında içine alan Tuhana’nın yöneticisi Varpalavas’tı kabartmada yakarır durumda olan küçük figür Varpalavas Hitit tanrılarının özelliklerini taşıyan bir elimde üzüm salkımı bir elinde başak tutan güçlü tanrısı, Tarhunzas’ın Huzuruna çıkmıştır. Her ikiside Hiyeroglif yazıttan tanımlanmıştır. Onların burada karşıkarşıya gelmelerinin nedeni uzaktan aranmamalıdır; her ikisinin altındaki kayanın hemen dibinde berrak bir su fışkırmaktadır. Bu şimdi geniş meyve bahçelerine ve bağları sulamaya yönlendirilmiştir. Kralın geçitlerini kimi ayrıntıları açıkça Hitittir. Ama üzerinde Firig fibulası vardır. Gene ikonografisi ve yazıtlar luvi-Hitit tir bu bölgenin Kilikia dağlarında Ceyhan vadisinin yukarılarında kara tepe ile bağlantısı var karatepede bulunan iki dilli yazıt Hitit Hiyograflilerinin açıklanmasını olanaklı kılmıştır bu yazıttan M.Ö. 8.yüzyılda bu yere adını vermiş olan Azativatas , Tabal birliğinin bir başka kralı olan Adana kralından söz ediliyor ama yazıt eşişliğindeki Karatepe kabartmaları çok daha karışık kültürel geçmişe işaret etmektedir. Kabartmalarda Fenike hatta mısır etkile

Yorum

Henz yorum yazlmam.

Yorum yaz

Yorum gndermek iin ltfen ye girii yapn.

Oylama

Sadece üyeler oylayabilir.

Oy verebilmek için lütfen üye girişi yapın.

Henüz bir oylama yapılmamış.

YENİFORUM SON KONULAR

Sayfa oluşturulma süresi: 0.01 saniye
13,200,032 Tekil Ziyaretçi