DEFİNE İŞARETLERİ

Define İşaretleri

DEFİNE HARİTALARI

Define Haritaları

DEFİNECİ KLAVUZU

Defineci Klavuzu

PARA KATALOĞU

Tarihi Para Kataloğu

DEĞERLİ MADENLER

Değerli Madenler

MEZAR & TÜMÜLÜS

Mezarlar, Steller, Tümülüsler

MEDENİYETLER

Anadolu Medeniyetleri Tarihi

DEDEKTÖR DÜNYASI

Dedektör Dünyasına Giriş

ÖLÜ DEFİNLERİ

Anadolu Medeniyetlerinde Ölü Gömme Gelenekleri

FACEBOOKTA PAYLAŞ

Forum & Yorum

Forum

Kontrol Sizde

Sizde Site Yönetimine Katılın

İşaret Galerisi

Sizden Gelenler İşaretler

Çevrimiçi Kullanıcılar

· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 2

· Çevrimiçi Üyeler: 0

· Toplam Üye Sayısı: 4,278
· En Yeni Üye: Alperen BULUT

DİNLER

Dinler Hakkında Bilgi

BURÇLAR

Burcunuz Hakkında Bilgi

DEFİNE KOMİK :))

Defineci Fıkraları ve Karikatürkeri

DEVAMLI SORULAR

Sık Sorulan Sorular

MİTOLOJİ BİLGİSİ

Mitoloji Bİlgisi

Üye Girişi

Kullanıcı Adı

Parola



Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın

ALTIN

ALTIN İLE İLGİLİ KAVRAMLAR :

ASCED: Halis, karışıksız altın.

ATEÞ-BESTE: Halis altun, kırmızı altun. Donmuş ateş.

BALİÞ: Yastık. Altın. Nakit.

BEDRE: Kuzu ve oğlak derisi. İçi altun dolu olan kese. Onbin dirhem.

BENDİÞ: Altın ve gümüş üzerine işlenen nakış.

BİÞAR: Esir, kul, köle. Harpte teslim alınan kimse. Altın, gümüş kakmalı işlemeler. Takatsiz, dermansız, hâlsiz.

CİRYAL: Altının kırmızılığı. Bir cins kırmızı boya. Temiz renk şarab.

DALİS: Yumuşak berrak şey. Altın suyu.

DEHDEHÎ: Halis altın.

DİHDAR: Altın. Bir çeşit kıymetli elbise.

DİNAR: Eksiden kullanılan altın ve sikkeli para.

FİLİZ: Ağaç ve çiçek fidanı, taze sürgün. Eritilip temizlenmemiş olan altın, gümüş, demir gibi külçe, ham maden. Erimiş bakır.

FİTNE: İnsanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya, hak ve hakikatten saptıracak şey. Muharebe. Ara bozmak. Küfr. Fikir ihtilafı. Þikak. Kavga. Delilik. Mihnet ve beliye. Mal ve evlâd. Potada altın ve gümüşü eritmek. İmtihan ve tecrübe etmek.

HALY: Altından ve gümüşten olan süs eşyâları.

HASENE: İyilik. Güzellik. Hayırlı amel. Allah rızasına çok uygun iş. Eski altun paralardan biri.

HÂÞ: Altınla kaplamak.

HAVK: Altın veya gümüşten halka. Kulak küpesi.

HEMRÂ’: Kan rengi. Kırmızı. Kırmızıya boyanmış. Silâhsız. Altın. Safran.

HIRS: Takdir, kıyas. Altın veya gümüşten halka.

IKYAN: Halis, iyi altın. İnci parçası.

İBRİZ: Halis altun, saf altun.

KENZ: Define, hazine. Yeraltında saklı kamış kıymetli eşya, para veya altın gibi şeyler.

KINTAR: Yüzyirmi rıtıl veya yetmişbin dinar. Çok mal. Bir sığır derisi dolu altın ve gümüş.

KİBRİT: Kükürt. Kırmızı yakut, altın. Ucu kibritlenmiş yakacak madde. Kibrit-i Ahmer: Kırmızı kibrit. Cisimleri altun hâline koyacak derecede te’sirli olduğu söylenen şey. İksir. Tas: Mürşid. Kıymeti çok yüksek olan.

KURAZE: Altun ve gümüş kırıntısı. Kumaş parçaları.

LAKAT: Yabandan toplanan nesne. Mâdende bulunan gümüş ve altın parçaları.

MEHENK: Ölç, miyar. Altın ve gümüş ayarını anlamaya mahsus taş. Üzerinde altın tecrübe edilen siyah taş.

MEVDUNE: Altun, inci veya elmasla işlemeli şey. Murassa.

NADAR (Nadâret): Altun.

NATIK: Konuşan. Söz eden, söyleyen, beyan eden İdrak eden. Bildiren. Fikrederek düşünen. Altın ve gümüş gibi olan mal.

NAZAR (Nazaret): Altın. Tâzelik.

NAZİR: Tâze. Altın.

NAZR: Altın.

NAZZ: Dirhemler ve dinarlar.

NEHAR: Fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar olan aydınlık. Toy kuşunun yavrusu. Altın.

NESİKE: Hak yoluna kesilen kurban. Altın veya gümüş külçesi.

NEVAT: Çekirdek, hurma çekirdeği. Yirmi veya on adet. Bir veya on okka altın. Beş dirhem altun. Düşman.

PERİZE: Ateşte pişirilen ekmek. Kırmızı altun.

PERVAZE: Kır gezisi için hazırlanan yemek. Altun ve gümüş yaprakların kırıntısı.

RİKÂZ: Yeraltında bulunan mâdenler. Altın ve gümüş cevheri. Hazine. Maden. İslâm’dan önce gömülü mal.

SACE: Hatıl ağacı. Altun ve gümüş ayarını astıkları ağaç.

SAGA: Kuyumcu.

SAM: Ölüm, mevt. Yeraltındaki altın damarı. Gök kuşağı. Ateş. Sersemlik hastalığı. Hz.Nuh’un (A.S) oğullarından birisinin ismi.

SEBİKE: Eritilerek kalıba dökülmüş şey. Külçe. Kalıba dökülmüş altın veya gümüş. Hafif, küçük.

SECENCEL: Ayna. Altın. Safran.

SEHALE: Altın, gümüş gibi değerli maddelerin kırıntıları.

SİMYA: Adi madenleri altın madenine çevirmek gayesi güden bir çalışma.

SÜNDÜS: Sırmadan kabartma deseni. Eski bir çeşit ipekli kumaş. Parlak renkli, çiçekli, işlemeli, nakışlı olarak dokunmuş ipek kumaş. Altun veya gümüş tellerle işlemeli ve nakışlı olarak dokunmuş ipek kumaşlardan biri.

ÞAHÎ: Þaha, hükümdara âit. Þahla ilgili. Hükümdarlık, şahlık. Eski topların bir çeşidi. Nişastalı, yumurtalı bir helva. Yavuz Sultan Selim Han’ın bastığı altun para. (Bu ismin verilmesi, üzerinde “şah” kelimesinin yazılı bulunmasından dolayıdır.)

ÞEZERAT: İşlenmeden mâdenin içinden toplanılan altın parçaları. Süs için kullanılan altın ve inci tâneleri.

ÞEZR: Altın mâdeninden toplanan altın ufağı. İnci parçaları.

ÞEZRE: İşlenmemiş ham altun. Süs için asılan inci ve altun.

TENVİH: Sulandırma. Yaldızlama. Haksız bir şeyi yapmacık şeylerle süsleyip haklı gösterme. Başka bir madeni altun veya gümüş suyuna daldırma. Bir kimsenin namını şânını yükseltme.

TİBR: Altın parçası. Altın ve gümüş tozu.

TİLLE: İşlenmemiş altın. (Bu kelimeye Hindçe diyenler de vardır.)

USTAM: Güvenilir, emin, itimad edilir. Altın veya gümüşten yapılmış at eğeri.

ZEHEB: Altun.

ZER: Sarı. Altın, akçe. Nöbet. Oruç. Çile.

ZİNAK: Çene altının derisi. Altundan veya gümüşten yapılan ve kadınların boyunlarına taktıkları boğmak.

ZUHRUF: Yaldız. Yalancı süs. Gösteriş. Zinet. Altın.

BÜHARİSE: Altun ve gümüşten üç kıntar veya üçyüz rıtıl.

CENA(Y): Toplanmış meyve veya bitki. Üzüm. Mantar. Ot. Yaş hurma. Bal. Altun.

CEZAZE-CÜZÂZ: Altın taşı.

CESED: Cisim. Beden. Kurumuş kan. Safran. İsrailoğullarının taptığı buzağı.

DELAS: Altın suyuna bastırıp parlatmak.

DİHDAR: Altın. Bir çeşit kıymetli elbise.

DÛCAL: Altın veya altın suyu.

DULAMİS: Parlak altın. Parlayan.

EHÂDIR: Altın, et ve şarap.

EVÞÂ(Y): Madende biraz altın bulunmak.

FİLZE(T): Ciğerden bir parça. Altın, gümüş ve et parçası.

GAREB: Altın. Gümüş. Þarap. Kadeh. Mızrak yapımında kullanılan bir ağaç. Akçaağaç. Havuzla kuyu arasına kovadan düşen su. Çamur vs. su kokusu. Ata veya koyuna isabet eden bir hastalık olup gözlerinin kıllarını döker.

HILAS: Eser. Yağ hülasası. Ateşle hülasası alınmış altın ve gümüş vs. Bir şeyin misli.

HİBRİZİ(Y): Arslan. Hoş, latif şey. İyi çizme. Halis altın, yeni dinar.

HUZEYBE: Altın madeni.

HAVK: Altın veya gümüşten halka. Kulak küpesi veya salkım küpesinin halkası.

KUZAZAT: Ok yeleği kırpıntısı. Altın parçaları.

LÛHVE: Değirmen çekerken öğütmek için boğazına konulan tâne. Bahşiş. Bir avuç dolusu mal. Bahşişin efdali. Bin altın ve akçe.

MÜMEVVEH: Altın veya gümüşle yaldızlanmış şey.

NAZZ: Gümüş veya altın para.

NİKÂR: Erimiş altın veya gümüş parçası.

SAKİL: Tam (ayarı) olan dinar.

SECANCEL: Ayna. Altın. Safran.

ÞEZR: Altın talaşı. Küçük inci. Dizilmiş dizinin aralıklarını ayarlamak için geçirilen boncuk.

ZİBRİC: Süs. Altın. İçinde kırmızılık bulunan ince bulut.

ZİRYAB: Altın. Altın suyu. Sarı şey. 

AKREBÂN: Altun otu.

BÛTE: Gözdesiz, sapı kısa nebatlar. Deve yavrusu. Ok amacı. Kuyumcuların altın ve gümüş erittirdikleri kab.

DEVÂRÎ: Beş şiyani kıymetinde bir nevi altın.

DURUST: Sağ, salim, bütün, doğru, gerçek. Ayarı tam, sikkeli altın.

EHÇE: Akça. Altın veya gümüş para.

EYÜHÞÜT: Altın, gümüş, vs. madenler.

GAH: Taht. Vakit. Büyük zevatın oturmaları için tahtın önüne konulan altın sandalye. Kuyumcu potası. Cedi yıldızı. Gerçek sabah mânâsınadır. Mekan edatı.

GEHLE: Altın ve gümüş kırıntıları.

GENC: Yere gömülmüş mal, define. Altın, gümüş mal saklanan yer, hazine. Kenz.

HANÎ: Havuz, çeşme. Halis altın. Dârâ’nın kızı. Padişaha mensub.

HEMRES: Akçe, altun.

HİFÇE: Eritilip demirden küçük oluk gibi bir kalıba dökülen altın ve gümüş külçesi, çubuğu, sübekesi. Dilberin yüzüne dökülen zülüf. Çok nazik ve düzgün ağaç dalı, fidan. (hufce, hifçe).

HİRİVE: Herat şehrine mensub. Hirevî. Hirî. Halis altun. Fahişe.

HİRTAL: Bir öküz yahut bir devenin boyun derisi dolusu altın.

HÜSREVÂNÎ: Padişahlara layık olan güzel şey. Bir nevi altın para. Güzel nağme.

KEHLE: Altın ve gümüş hurdası. Akçe.

KUMKUM: Yer kazılırken, duvar ve dağa delik açılırken çıkan ses. Altın sayarken çıkan ses. Kumsal yer.

MAHÇE: Ay şeklindeki sancak alemi. Yeni ay. Altın toplu iğne. Tartılardan sekiz habbe miktarı.

MEHY: Altın yahut gümüşle yaldızlamak.

MUHRÎ: Ağzı mühürlü altın ve gümüş surresi (kesesi).

PETER: Altın, gümüş, demirden yapılmış küçük yassı levhalardır ki üzerlerine duaya dair şekiller resmedip çocuklara nazarlık yaparlar.

RES: Erişmek. İp. Altın, gümüş, kurşun gibi eritilmiş madenler.

RUKNİ: Bir cins halis altındır ki ismini Rükn ismindeki kimyagerden almıştır. Þiraz yakınında bir suyun adı. Çıktığı yere ‘teng’ denir.

SENAD (Senav): Çok, kalabalık. Eğe ve törpü ağzında dökülen altın, gümüş, pirinç gibi madenlerin kırıntısı. Kafiyenin uygunsuz ve kusurlu olması. (Suniş)

SÂV(E): Vergi, haraç. (Kuvvetli padişahların, zayıflardan aldığı) Halis altın kırpıntıları, eklentileri. Dikenli beyaz bir ot. Bıçak biledikleri demir masat. Peygamberimiz doğduğunda kuruyan bir gölün bulunduğu Irak ile Rey arasında bir şehir.

SELÂK: Altun ve gümüş külçesi.

SERE: Geçer akçe, halis altun. İyi doğru, seçkin.

SUFTE: Delinmiş. Altı küpe halkası. Hediye. Erkek görmüş kadın. Ucu törpü ile keskinleştirilen ok ve mızrak temreni. Her güzel ve taze şey.

SÜFÇE: Altın külçesi.

ÞİFÞE: Altın ve gümüş külçesi.

ÞUMÞ: Altın ve gümüş çubuğu.

ÞUÞE: Altın külçesi.

TELK: Acı. (Telh) İlâçlarda ve cam yerinde kullanılan taşa benzer bir maden. Ören pulu. Altın varak.

TENGAR: Kuyumcuların altın ve gümüş kırıntıları yapıştırdıkları borak, lehim.

TENGE: Merakeşe bağlı Tanca şehri. Dağ deresi. Vaktiyle Hindistanda geçen altın ve gümüş bir nevi yassı para. Yassı para şeklindeki ufak hamur parçaları.

TÛPÂL: Altın, gümüş, bakır gibi madenler eğelenirken dökülen döküntü.

TÜBNEK: Kuyumcuların altın, gümüş erittikleri pota. İçine erimiş altın ve gümüş döktükleri kalıb. (Telûk)

YERMEK: Akçe, altın.

AURUM: Altın.

BILLION: Metal para imalinde kullanılan altın, gümüş, bakır vb. alaşım.

DOUBLOON: Eski bir İspanyol altın parası.

DUCAT: Eski Avrupa’ya bilhassa Venedik’e mahsus birkaç çeşit altın para. Düka altını. Para.

ELDORADO: Altın ülkesi diye şairlerce hayâl edilen bir Güney Amerika ülkesi; altınlarla donanmış yalancı cennet.

ELECTRUM: Eskiden bulunan değerli bir çeşit altın ve gümüş alaşımı.

GALOON: İpek veya altın sırmadan yapılmış şerit.

GILD: Altın kaplamak, yaldızlamak, tezhip etmek, süslemek, telleyip pullamak; parlamak, parlak göstermek.

GOLD: Altın, altın para; servet, zenginlik; altın rengi, sarı renk, yaldız, dore.

GUINEA: Gine. İngilizlerin 21 şilin kıymetindeki eski altın parası. Afrika tavuğu, beç tavuğu.

HALLMARK: Altın veya gümüşte ayar damgası. Kalite işareti.

KARAT: Ayar, altın ayarı.

MARK: Alman parası; eskiden bir gümüş veya altın tartısı.

MOHUR: 15 rubi kıymetinde eski altın Hint parası, mohur.

MOIDORE: Eski Portekiz altın parası.

NAPOLEON: Potifur. 20 Franklık Fransız altını. Bir iskambil oyunu. Napolyon altını. Napolyon.

NOBLE: Asil, soylu, alicenap, yüce gönüllü; heybetli, yüce, mükemmel. (Eski) Kimyevi değişiklik göstermeyen (kıymetli maden). Asilzade, soylu kimse. İngiltere’nin eski bir altın parası.

NUGGET: (Altın) külçe.

PAN: Toprağı yıkayarak altın çıkarmak; tavada pişirmek; leğende yıkamak; maden cevherini yıkamak; tenkit etmek.

PLACER: Nehir sularının getirdiği altınla karışık alüvyon.

PLATE: Tabak, sahan. Bir tabak dolusu şey. Madeni levha. Altın veya gümüş sofra takımı. Kupa, şilt. Maden baskı kalıbı. Damak, takma diş, protez. Duvar tabalığı. Zırh levhası. Cam negatif. Fotoğraf klişesi. Kale işareti olan levha.

RIFFLE: Altınla karışık kumu ayıran ızgara.

SAMITE: Altın veya gümüşle dokunmuş ipekli kumaş.

SEQUIN: Eski Venedik cumhuriyetinin altın sikkesi. Pul, payet.

SHEKEL: Miskal, İbranilerde bir ağırlık birimi. Altın veya gümüş sikke. Para, servet.
SOLIDUS: Bizans İmparatorluğunda altın sikke. Taksim işareti.

SOURDOUGH: Maya olarak kullanılan eski hamur. Alaska’da altın arayıcısı.

TALENT: Kabiliyet, yetenek, hüner. Allah vergisi. Yetenekli kimseler. Eski İbrani veya Yunan altın veya gümüş parası; tartı.

AUREUS: Altın. Altından. Altınla işlenmiş. Altın yaldızlı. Altın gibi parlak. Güzel., görkemli, muhteşem. Altın madeni para.

BRATTEA: Altın yaprak, varak.

CHRYSOS: Altın.

CISTOPHORUS: Asya sikkesi.

ELECTRUM: Kehribar. Altın ve gümüşten bir alaşım.

FLAVENS: Sarı, altın renginde.

LAMINA: Levha, tabaka, (maden, ağaç). Bıçak ağzı. Sikke.

LIBELLA: Küçük sikke. Dinarın 1/10 değerinde, as para birimi. Su seviyesini ölçen âlet.

MIDAS: Dokunduğu her şeyi altına çeviren Phrigis kralı.

NOMISMATIS: Sikke.

OBRUSSA: Altının ateşle sınanması, denetlenmesi, denek taşı.

PACTOLUS: Altınıyla ünlü Lydia ırmağı.

PHILIPPUS: Makedonia kralı. Altın sikke.

SATURNUS: Altın çağın hâkimi. Tohum ekme tanrısı. Satürn gezegeni. 


Yunanca’dan

DRAHMI: Drahmi.

ÊLEKRON: Kehribar. Altın ve gümüş alaşımı.

EPIHRUSOSIS: Yaldızlama, altın kaplama.

HRUSOS (KRUSOS): Altın. (Aramca HARA (=Sarı) kelimesinden)

FLORI: Altın.

KIBDOS: Altın hurdası veya alaşımı.

LEROS: Kadınların entarisi üstündeki altın süs.

MALAMA: Altın.

OBRUZ-A: Altın muayenesi.

PLATINI: Beyaz altın, platin.

RHUPAROS: Pis, kirli, temizlenmemiş, çamurlu. Altın veya gümüş alaşımından yapılmış sikke.

SPIÔMA: Bozulmuş, lekeli. İnce altın leke. Doğum işareti.

Formülü: Au
Sertliği: 2,5 - 3
Yoğunluğu: 15 - 19
Kristal sistemi: Kübik sistemde kristallenir.
Bulunuş şekli: Bazen tel halinde, lifsel plaka ve pul pul olarak bulunur.
Rengi ve çizgi rengi: Parlak sarı ve sarı metalik, veya yeşilimtrak sarı. Çizgi rengi aynıdır.
Tanıma özellikleri: Üfleçte erir, kral suyunda soğukta çözünür. Dövülebilir,levha ve tel haline getirilebilir. Madensel parıltılıdır. İçinde Ag ve bazen de Cu bulundurabilir.
Bulunduğu yer: Primer olarak kuvars filonlarında (damar) pirit ve arsenopiritle beraber bulunur. Sekonder olarak da alüvyonlarda ve lateritlerde bulunur.
Kullanım yeri: Para değeri olarak, ziynet ve süs eşyası olarak, tıp ve elektronik sanayisinde ve kimya sanayisinde kullanılır.


a. Fiziksel ve kimyasal özellikleri
Altın (Au), atom numarası 79 olan ve atom ağırlıkları 192 ile 206 arasında değişen 14 izotopu bulunan bir elementtir. En yaygın ve kararlı izotopu 197 Au izotopudur. Özgül ağırlığı 19,3 gr/cm3 dür. 1063 o C de erir. 2970 oC de kaynar. Elektrik ve ısı iletkenliği gümüşün % 70 i kadardır. 0,0001 mm inceliğe getirilebilir.
Altın, hava şartlarından ve tek başına hiç bir asitden etkilenmeyen bir metaldir. Ancak "kral suyu" (1 kısım derişik HNO3 + 3 kısım derişik HCl) ve klorlu su ( HClO) gibi çok kuvvetli oksidasyon araçlarında çözünür. Klor ve brom ile tepkimeye girer, civada ise çözünür. Doğada genellikle elementel olarak bulunur. Bileşikleri 1 ve 3 değerliklidir.
b. Kullanıldığı yerler ve teknolojik özellikleri
Altın ne en kıymetli, ne de pek nadir olarak bulunan bir metaldir. Buna rağmen ticaret hayatının temelini teşkil e

YENİFORUM SON KONULAR

Sayfa oluşturulma süresi: 0.01 saniye
8,313,356 Tekil Ziyaretçi